Düz 8’den Yan 8’e | Kobe Bryant

Emre Avvuran

Çok uzun yıllardır beklenen, insanlığa büyük faydalar sağlayacağına inanılan teknoloji ve iletişim çağının ortasındayız. Bu çağda insanların bilgiye en çabuk şekilde ulaşacağı, herkesin kontakt halinde bulunup birbirine habercilik yapacağı ön görülüyordu ve bu gerçek oldu. Peki bu ön görülerin doğru çıkması, bilginin herkes tarafından çok çabuk şekilde ulaştırılabilmesi ideal senaryonun gerçekleştiği anlamına mı geliyor? Bilgi iletiyoruz fakat bilginin nitelik kısmının pek önemsenmediğini görüyorum. İletilen bilgi doğru mu? Doğru olsa bile doğru şekilde yorumlanmış mı? Bunlar işte asıl önemli olan sorular ve bana kalırsa insanların çoğu kendilerine sunulan hazır şeyleri yemekten başka bir şey yapmıyor. Tüketim çılgınlığının olduğu bir ortamda kendilerine sunulan bilgileri de bir fast food misali tüketiyor.

İşte bu bağlamda basketbola -özellikle NBA basketbolu- bakarsak çok farklı bir tablo göremeyeceğiz. Eski nesil NBA seyircisi çok daha az istatistik odaklı baktığı için bazı detayları kaçırıp büyük oranda gözlem odaklı analiz yapıyordu. Yeni nesil seyirciler ise çok daha fazla istatistik odaklı analiz ve karşılaştırma yaparken gözlem odaklı analiz konusunda daha çekingen kalıyorlar. Bu da yeni nesil izleyicilerin saha içindeki bazı detayları kaçırmasına, dönem farkından kaynaklanan farkları kavrayamamasına neden oluyor. Amerikan basınında hazırlanan ve sosyal medya mecralarında Türkçeye çevrilip önlerine koyulan hazır bilgileri tüketip bu şekilde analiz yapma yoluna gidiyorlar.

Konuyu iyice daraltıp yazımın asıl ögesi olan Kobe Bryant’a gelecek olursam bahsettiğim eksikliklerden son yıllarda en çok muzdarip olan kişinin kendisi olduğunu düşünüyorum. Tempo, parkeye yerleşim geometrisi ve dolayısıyla verim konusunda NBA tarihinin kısır dönemlerinde oynayan, kendisi hakkındaki bilgi ve istatistiklerin üzerinde yeterince kafa yorulmayan, onu oynadığı dönemde takip eden seyircilerin ve parkede rakip olanların her zaman tepelere koyduğu fakat sonradan onu analiz etmeye çalışanların aynı şekilde düşünemediği analizi zor bir süperstar. Öncelikle kendisinin kariyerini yüzeysel şekilde tek paragrafa toplayalım;

5 NBA şampiyonluğu, 2 Finaller MVP’liği, 1 normal sezon MVP’liği, 15 kez en iyi ilk 5’lere seçilme, 12 kez en iyi savunma 5’lerine seçilme, 18 kez all-star, 2 kez sayı krallığı, 4 kez all-star MVP’liği, en iyi 2. çaylak takımına seçilme, 2 Olimpiyat şampiyonluğu, 1 Dünya şampiyonluğu, 1 smaç şampiyonluğu vs.

Kobe’yi tarihte başka isimlerden öne veya geriye koyan insanların çeşitli argümanları var. Şampiyonluk sayısı, ödül sayısı, top paylaşımı, skor verimliliği, clutch yönü, sadakat, saf yetenek, insanlarla ikili ilişkileri vesaire. Şimdi bu alanlarda Kobe Bryant’ı inceleyelim.

ŞAMPİYONLUKLAR VE FİNAL MVP’LİKLERİ

Bir taraf “Kobe’nin 5 yüzüğü var” diyerek, diğer taraf da “2 FMVP ödülü var” diyerek kendi açılarından fikirlerini savunabilir fakat ortada çok açık bir gerçek var ki 2 görüş de çok sığ ve açıklanmaya muhtaç görüşler. İrdelememiz gereken asıl şeyler şampiyonluklarda payı ne kadar, zor serilerde ve zor anlarda liderlik yapabilmiş mi, başka şampiyonluk ve şampiyonlardan artısı var mı gibi sorular olmalı.

3PEAT Dönemi

Kobe Bryant’ın draft hikayesine daha önce yazdığım Shaq-Kobe yazımda detaylı şekilde yer vermiştim. Lakers için Kobe Bryant bir projeydi. Lakers, Hornets’in 13. sıradan seçtiği oyuncuyu almadı, Hornets’e 13. sıradan Kobe Bryant’ı seçtirdi.

1997 ve 1998 yıllarında Kobe’nin önünde oynayan Eddie Jones all-star oldu. 1998’de Van Exel ve benchten gelen Kobe’nin all-star olmasıyla Shaq ile beraber toplamda 4 Laker all-star oldu ve Lakers o sezon tam 61 galibiyet almasına rağmen final göremeden Utah’a 4-0 elendi. Çünkü takımda ilk 5 çıkan diğer all-star oyuncular 32/9/1/1 yapan Shaq’a yeteri kadar destek olamıyordu. Kobe ise hala yedek olan ve tecrübesizlikten ötürü Playoffta az süre bulan, aldığı sürelerde de pek verimli olamayan 19 yaşında bir oyuncuydu.

1998-99 sezonunda Kobe gelişimine tam gaz devam ederken NBA’de lokavt ilan edildi ve all-star yapılmadı ayrıca sezon 50 maça düşürüldü. Lakers sezon öncesinde Van Exel’ı, sezon ortasında da Eddie Jones’u takas ederek Kobe Bryant’ın önünü açtı. Kobe sezonun tümünde ilk 5 çıktı ve NBA’in en iyi 3. Beşine seçildi. 31 galibiyet alan Lakers playoffta bu sefer de yılın sonunda şampiyon olacak olan Spurs’e 4-0 elendi. Kobe 21/7/3/2 gibi fena olmayan istatistikler yapsa da Robinson ve Duncan’ın yavaşlattığı Shaq ile beraber seriyi geçmeleri için yeterli olmayan bir performanstı.

İlk şampiyonluğa gelene kadarki süreci anlatmamın sebebi Lakers’ın karar verdiği yolu daha iyi süzebilmekti. Shaq zaten 2000’e gelene kadar 6 kez all-star olmuştu, 6 defa all nba takımlarına girmişti ve 1995’te sayı kralı olmuştu. Orlando’da yanında Penny Hardaway gibi bir yıldız olmasına, Lakers’ta yeterli galibiyetleri alan ve 4 all-starı olan kadro olmasına rağmen 26 yaşına gelmişti ve hala yüzüğü yoktu çünkü kendisine eşlik edecek süperstarı henüz bulamamıştı. Lakers ise takımı 2 oyuncu üstüne kurmayı ve bu ikiliye güvenmeyi seçti.

Üst üste gelen 3 şampiyonluğun özellikle son 2 tanesinde Kobe Bryant herhangi bir FMVP alan oyuncudan eksik değildi. Hem ligdeki yeri açısından, hem takımdaki payı açısından hem de gösterdiği liderlik açısından. O Lakers’ın yapısı diğer hanedanlardan çok farklıydı. Lakers’ın 3PEAT yaptığı yıllarda Shaq ve Kobe haricinde takımda all-star olan başka bir oyuncu yoktu. All-star seviyesine yakın tek isim Glen Rice da zaten sadece ilk şampiyonlukta vardı ve Playoffta performansı düşmüştü. Yani Shaq & Kobe başka ikililere benzemiyordu, büyük ikili değil büyük üçlü performansı veriyorlardı. Kobe’nin o 3 yıllık dönemde ligdeki yerine bakalım.

2000 yılında NBA’in en iyi 2. Beşi ve ligin en iyi savunma 5’i, 2001’de ligin en iyi 2. Beşi ve ligin en iyi 2. Savunma beşi, 2002’de ligin en iyi beşi ve ligin en iyi 2. Savunma beşi ayrıca 2002 yılında MVP sıralamasında Shaq 3. iken Kobe 5. sırada.

NBA’in en iyi 5’leri seçilirken takım başarısının göz önüne alınmadığı da düşünülüp Kobe Bryant’ın o yıllarda tek başına oynadığı senaryolar hayal edilirse çok çok daha uçuk şeyler yapabileceği su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor fakat önemli olan şampiyonluğa gidebilmek ve Kobe de bunu başardı. Şimdi de şampiyonluk yolunda Playoffta neler yapmış bunlara bakalım.

Lakers 3PEAT yaparken aslında normal sezonlarda çok baskın değildi. 2001 ve 2002 yıllarında birer takıma karşı saha dezavantajı ile seriye başladılar. Bu 2 serinin dışında da 2000 yılında 2 seriyi son maçta geçtiler ve elenmenin kıyısından döndüler. Bu 4 takımın hepsi Batı Konferansı takımlarıydı. Bu serilerde Kobe Bryant neler yapmış bunlara göz atalım.

2000 vs. Kings: Lakers daha ilk turda beklenmedik şekilde son maçta seriyi geçebildi. Kobe Bryant bu seride 27.8 sayı, 4.4 ribaund, 3.6 asist, 1 top çalma ve %52 eFG ile oynadı ve serinin tamamındaki en iyi 2. oyuncuydu.

2000 vs. Portland: Lakers bu seriyi de son maçta geçti ve Kobe Bryant seriyi 20.4 sayı, 4.9 ribaund, 5.9 asist, 1.6 top çalma, 2.1 blok ve %49 eFG ile bitirdi. 7. Maçta Lakers son periyoda 13 sayı geride girip maçı kazanmıştı ve Kobe o maçın en iyi oyuncusuydu. 89-84 biten bu kısır maçta 25 sayı, 11 ribaund, 7 asist, 4 blok ve %50 eFG ile oynadı. O maçta Shaq’ı püskürtüp sadece 9 şut kullandırtan Portland, Kobe engeline takılmıştı da denebilir.

2001 vs. Spurs: 2001 yılında Spurs NBA’in lideriydi ayrıca savunma verimliliğinde ligin eni iyi takımıydı fakat saha avantajı ile başladıkları seride maç bile alamadılar çünkü Kobe Bryant seriyi 33.3 sayı, 7 ribaund, 7 asist, 1.5 top çalma ve %54 eFG ile oynadı. Serinin en iyi oyuncusuydu ve saha avantajının alındığı ilk 2 maçta 36.5 sayı ortalama yapmıştı.

2002 vs. Kings: Lakers’ın saha dezavantajı ile çıkıp 7 maçta kazandığı bir seri olan Kings serisinde Kobe Bryant 27.1 sayı, 6.3 ribaund, 3.9 asist, 1.4 top çalma, 1.1 blok  ve %44 eFG ile oynamıştı. Bu seride de Shaq’ın ardından Webber ile beraber tüm serinin en iyi 2. oyuncusuydu.

Bu seriler dışında final yolunda Kobe’nin kritik işler yaptığı başka seriler de var. 2002 yılında Lakers’ın Spurs’e karşı kendi evinde 2. maçı verip saha avantajını kaybettiği seride Kobe Bryant 26.2 sayı, 5.4 ribaund, 4.8 asist, 1 top çalma ve %47 eFG ile oynadı. Bu seride Duncan ve Shaq gibi pota altı oyuncularından bile daha yüzdeli şut atmıştı ve 4. Maçta game winner atmıştı. Şampiyonluk yılları içinde belki de Shaq’ın en yetersiz kaldığı bu seride Kobe 1999’un benzerinin yaşanmasına imkan vermedi ve Lakers seriyi geçmeyi başardı.

2001 yılında yine Kings’e karşı oynadığı kusursuz seri, 2000 yılı 2. turunda saha avantajı gitmek üzereyken Kidd’in üzerinden yolladığı game winner gibi çoğaltılabilecek başka örnekler de mevcut.

Gelin biraz da Lakers’ın Batı Konferansı’ndan çıkıp final serilerine gidelim ve Kobe bu üstün performanslarına karşın neden FMVP alamamış inceleyelim.

2000 vs. Indiana: 2000 yılı 2001 ve 2002’ye nazaran Kobe’nin 1 tık geride olduğu fakat büyük anlarda takımın lider kısası ve dış savunmayı tamamen üstlenen oyuncusu olduğu bir yıldı. Buna bir de Pacers oyuncusu Jalen Rose’un Kobe Bryant’ı bilerek ve isteyerek sakatlaması eklenince Kobe yarım yamalak bir seri geçirdi. Serinin ilk maçı çok dominant oynayan Shaq ve 1/16 isabetle maçı bitiren Reggie Miller sayesinde 17 sayı farkla Lakers’a gitti. 2. maçta henüz ilk periyot bitmemişken Kobe Bryant şut attığı sırada Rose ayağını bilerek Kobe’nin altına soktu ve Kobe’nin bileğini burkmasına sebep oldu. Rose bu hareketi bilerek yaptığını yıllar sonra itiraf etmişti. Lakers 2. maçı da Shaq önderliğinde evinde kazandı. Kobe’nin sakatlığı ciddi gibi gözüküyordu çünkü Kobe 3. maçta sakatlık dolayısıyla oynayamadı ve Kobe sakatlıktan dolayı oynayamıyorsa o sakatlık ciddiye alınmalıdır. 3. maçı Pacers evinde kazandı ve daha fazla dayanamayan Kobe iğnelerle o efsaneleşmiş 4. maça çıktı. O maçta Shaq yine çok iyiydi fakat bu kez yetmeyecek gibiydi. Uzatmaya giden maçta maçın bitmesine 2 dakika kala Shaq 6 faulden atılıyor fakat Kobe Bryant son 2 dakikada 6 sayı bularak deplasmanda maçı getiriyordu. Sakat bileğiyle 47 dakika sahada kalan Kobe maçı %52 eFG 28 sayı, 4 ribaund, 5 asist, 1 top çalma, 2 blok ile tamamlıyor ve seri 3-1’e gelmiş oluyordu. Lakers’ın 4-2 kazandığı bu seride Kobe kalan maçlarda oynasa da iyi bir performans sergileyemedi. Sakatlık etkisiyle oynadığı ve 2. Maçta henüz 2 sayıdayken çıktığı bu 6 maçlık seriyi Kobe 15.6 sayı, 4.6 ribaund, 4.2 asist, 1 top çalma, 1.2 blok ve %38 eFG gibi kötü istatistiklerle tamamlıyor ve Shaq sonuna kadar hak ettiği FMVP ödülünü kazanıyordu. Daha sonra Kobe Bryant sakatlık sonrası bileğini iyileştirmek için bütün yaz çalıştığını ve dans kursuna giderek bileğini daha sağlam hale getirdiğini kendisi anlatmıştı.

2001 vs. 76’ers: 2001 finaline gelene dek takımının en iyi oyuncusu olan Kobe Bryant ve finale kadar maç kaybetmeyen Lakers finalin ilk maçında saha avantajını beklenmedik şekilde kaybediyordu. Lakers’ın 2001 Playoffunda kaybettiği tek maç olan bu maçta Kobe 15 sayıda kalırken Iverson 48 sayıyla maçı kazandırıyor fakat Lakers üst üste 4 maç alarak bu seriyi de 4-1 bitiriyordu. Kobe son 4 maçta 27 sayı, 9 ribaund, 6 asist, 1.5 top çalma, 1 blok ve %46 eFG ile oynasa da ilk maçından dolayı FMVP hayali yine suya düşüyordu.

2002 vs. Nets: İnce detaylar barındıran, 4-0 biten bir final. Kobe’nin seri ortalamaları 26.8 sayı, 5.8 ribaund, 5.3 asist, 1.5 top çalma ve %56 eFG iken Shaq 36.3 sayı, 12.3 ribaund, 3.8 asist, 2.8 blok ve %59 eFG ile ödülü hak etti fakat bu seride Nets’in elindeki pivotlar Todd Macculloch ve çaylak Jason Collins’ti ve bu 2 pivot da çok yetersiz oyunculardı. Aynı playoffta Kobe liderliğinde geçilen Spurs serisinde 21.4 sayı, 12.2 ribaund, 3.2 asist, 3 blok ve %45 eFG ile oynayan Shaq’ın serilerinin arasındaki bu uçuk fark bize Nets’in pota altındaki yumuşaklığı anlatır düzeyde. Kobe’nin ise Spurs serisinde Bowen, Nets serisinde Kidd gibi elit savunmacılarla karşılaştığını da unutmamak lazım. Bu sebeplerden ötürü Kobe Bryant yine FMVP olamadı ve finaller bu şekilde noktalandı.

Toparlamak açısından Kobe’nin bu 3 yıldaki Playoff ortalamalarına bakalım:

2000: 21.1 sayı, 4.5 ribaund, 4.4 asist, 1.5 top çalma, 1.5 blok, %47 eFG

2001: 29.4 sayı, 7.3 ribaund, 6.1 asist, 1.6 top çalma, 0.8 blok, %48 eFG

2002: 26.6 sayı, 5.8 ribaund, 4.6 asist, 1.4 top çalma, 0.9 blok, %46 eFG

Kritik serilere, maçlara ve genel toplama baktığımız zaman göreceğimiz net sonuç Kobe’nin önemli serilerde kendi takımının ve dolayısıyla serinin en iyisi olabildiği, Shaq’ın liderliği olduğu zamanlarda da Kobe’nin rakibin en iyisinden iyi veya denk oynayarak seriyi beraber kazandırdığı olmalıdır.

BONUS: 3PEAT döneminde Batı’da geçtikleri 9 serinin toplamında Kobe takımının en çok asist yapan ve top çalan oyuncusuyken Shaq en fazla ribaund çeken ve blok yapan oyuncusuydu. Sayı ortalamaları ise Shaq 27.8, Kobe 26.4.

ABA’de tüm Playoff performansına göre verilen Playoff MVP’si uygulaması NBA’de olsaydı ya da Lakers doğudan gelip finalde Batı şampiyonlarını yenerek şampiyon olsaydı Kobe bu ödüllerden alabilir miydi? Bence net olarak evet. Onca tartışmalarına rağmen Shaq’ın ödül konusunda Kobe’ye bel altı yapmıyor olması, kendilerini tarihin en iyi ikilisi olarak tanımlaması da bunların başka bir göstergesi. 2014 Kawhi, 2015 Iggy, 2008 Pierce, 2004 Billups gibi nispeten zayıf FMVP’liklerden bariz iyi performans veren ve çok uçuk FMVP’ler haricinde bütün bu ödülü alan oyuncular kadar iyi oynayan Kobe için 1 ödül dahi alamaması bir şanssızlıktı.

2000 yılında çok ideal bir 2. Adam rolünü yerine getiren Kobe, 2001 ve 2002 yıllarında ise 1. Adam rolünü yerine getirmişti. Lakers’ta 2 tane 1. Adam vardı ve başta da dediğim gibi bu büyük ikili, diğer takımların büyük üçlüleri kadar baskındı. Zaten ayrılmalarının önemli paylarından biri de bu 2 alfa oyuncunun anlaşmazlıkları değil miydi?

Bu fikri usage yüzdesi istatistiği ile destekleyebiliriz. Bu yüzde bir oyuncunun topu şut, pas ya da driblingle kendi takımı içerisinde ne kadar domine ettiğini gösteren bir yüzdedir.

Shaq ve Kobe’nin şampiyon olduğu yıllarda Shaq’ın bu istatistikte playoff tarihinde en yüksek olduğu sıra 100. Basamak. Shaq bu 3 yılda 100-130 arası giderken Kobe de 2001 ve 2002’de 170-200 arasında dolaşmış. Benzer ikililerden Magic ve Kareem, Jordan ve Pippen, Kobe ve Gasol, Bird ve Mchale, Duncan ve Robinson, Hakeem ve Drexler gibi ikililer hiçbir şampiyonluk yılında top 250 arasına aynı anda girememişler. Shaq ve Kobe gibi şampiyonluk getirip aynı anda top 250 yapan diğer ikililer ise 2007 ile Parker-Duncan, 2016 ile LeBron-Irving, 2012 ile LeBron-Wade, 2018 ile Curry ve Durant.

Ayrıca Kobe ve Shaq ikilisi 2001 ve 2002 şampiyonluklarında normal sezonda da bu alanda top 250 iken Parker-Duncan ile LeBron-Irving aynı anda ilk 250’ye girememişler. Yani özetle şampiyonluk yıllarında hem normal sezon içerisindeki hem de playofftaki performanslarıyla ayrı ayrı ilk 250 yapan sadece Shaq-Kobe, Curry-Durant ve Wade-LeBron var. Shaq ile Kobe bunu 2 kez başaran tek ikili. Bu da sezonun tamamına yayılan dominantlıklar olmasıyla bu ikilileri daha etkili kılıyor.

3PEAT dönemi için ayırdığım son paragraf ise neden Shaq & Kobe Lakers’ının halen son 3PEAT yapan takım olduğunu açıklamak ile ilgili olacak. Tarihin en iyi takımı konuşmalarında adı geçen Warriors, büyük üçlüye sahip Heat, büyük üçlüye sahip Celtics, Kobe ve Gasol’lü Lakers, Batıda sürekli yarışta olan Spurs bunların hiç biri 3PEAT yapamadı. Çünkü Kobe ve Shaq gibi birbirlerine itici güç olan, iç rekabetten beslenen takımlar değillerdi. Bu üst düzey takımlarda her zaman oluşan kazanma rahatlığı, rakipleri ciddiye almama, zamanla alışkanlıklarını yitirme Lakers’ta olmadı. Çünkü Kobe 1997 yılından başlayarak her gün üstüne kattı, Shaq dahil olmak üzere herkesi rekabete itti, başarı açlığı nedeniyle sürekli takımı dinç tuttu ve mentalite problemi nedeniyle GOAT yarışına dahil olamadığı düşünülen Shaq’ı sürekli tetikte tuttu. Shaq’ın Lakers’tan ayrıldıktan sonra seviye düşmesinde bunun ne kadar payı var? Kim bilir…

2. Baskın Dönem (2009 & 2010)

Bu dönem Lakers’ta daha farklı bir takım dağılımı vardı. 2006 ve 2007’de Kobe’nin son sıralardan playoffa soktuğu ve ilk turda Suns’a elendiği Lakers çok yetersiz bir kadroya sahipti. Öyle ki o kadroda ilk 5 çıkan Smush Parker 2008’de 26 yaşında NBA kariyerine nokta koydu hatta Avrupa’da bile kontrat bulamadı, Kwame Brown hiçbir zaman yeterli bir oyuncu olmayıp 30 yaşında kariyerini sonlandırdı, Chris Mihm ise sakatlık kaynaklı olsa da 27 yaşında kariyerini bitirdi. Takımda Kobe hariç tek kalburüstü oyuncu Lamar Odom’dı.

Lakers 2008 yılında takıma Derek Fisher eklemesi yaparken sezon ortasında da Pau Gasol’ü takıma takasla dahil etti. İkinci yıldız sezon ortasında takıma eklenmiş olmasına rağmen Lakers o sezon finale çıkmayı başardı lakin finalde Larry Bird’lü dönemden bu yana gelmiş en iyi Celtics takımı olan 2008 Celtics’e hem de serinin bittiği 6. maçta 39 sayı farkla yenilerek seriyi kaybetti.

2009 yılında 1 sene önce takıma eklenen ama biraz yetersiz olan Ariza’nın gelişimi, Pau Gasol ile Kobe’nin uyumlarının artması nedenleriyle Lakers daha iyi bir takım olmuştu ve sezonu 65 galibiyetle kapattılar. Sırasıyla Jazz, Rockets, Nuggets’ı geçen Lakers finalde Magic’i de eleyerek şampiyon oldu ve Kobe Bryant ilk FMVP ödülüne kavuştu. Playoffu 30.2 sayı, 5.3 ribaund, 5.5 asist, 1.7 top çalma, 0.9 blok ve %49 eFG ile bitiren Kobe finalde de 32.4 sayı, 5.6 ribaund, 7.4 asist, 1.4 top çalma, 1.4 blok ve %46 eFG ile oynamıştı. Pau Gasol ise playoffu 18.3 sayı, 10.8 ribaund, 2.5 asist, 0.8 top çalma, 2 blok ve %58 eFG ile finali de 18.6 sayı, 9.2 ribaund, 2.2 asist, 0.8 top çalma, 1.8 blok ve %60 eFG ile oynayarak çok verimli bir 2. yıldız katkısı vermişti.

2010’a gelindiğinde Ariza yerine takıma Metta World Peace katılmıştı. Lakers bu yıl biraz daha sallantılı bir yıl geçirdi. O yıl batıda playoff yapan bütün takımlar 50+ galibiyete ulaşmıştı. Lakers 57 galibiyet ile Batı lideri olmuştu ancak bunu normal sezonda tam 6 tane game winner atan Kobe’ye borçlulardı. O 6 atış olmasaydı Lakers kendi konferansını 6. Sırada bitirecekti. Tarihte en çok game winner atan oyuncu olan Kobe Bryant 1 sezonda en çok game winner atan oyuncu olma rekorunu da halen 2010 sezonuyla elinde tutuyor.

2010 Playofflarında Lakers sırasıyla Thunder, Jazz ve Suns’ı geçerek finale çıktı ve finalde de 7 maç sonunda Celtics’i geçerek 2008’in rövanşını almış oldu. Kobe Playoffu 29.2 sayı, 6 ribaund, 5.5 asist, 1.3 top çalma, 0.7 blok ve %50 eFG ile tamamlarken finali ise 28.6 sayı, 8 ribaund, 3.8 asist, 2.1 top çalma, 0.7 blok ve %45 eFG ile tamamladı ve 2. FMVP ödülünü kazandı. Gasol ise playoffu 19.6 sayı, 11.1 ribaund, 3.5 asist, 2.1 blok ve %54 eFG ile, finalleri ise 18.6 sayı, 11.6 ribaund, 3.7 asist, 0.7 top çalma, 2.6 blok ve %48 eFG ile oynayarak yine görevini en iyi şekilde yapmıştı.

2010 finaline özel bir bakış atmamız gerekiyor. Kobe Bryant playoff genelindeki eFG’sinden %5 puan düşerken Pau Gasol de %6 puan düşmüştü. Bunun nedeni 2000’lerin 2004 Pistons’tan sonra en iyi ve geleneksel savunma takımı olarak kabul edilen Celtics takımıydı. Bu seride Lakers 90, Celtics 87 sayı ortalamayla oynadı. Serinin son maçı da bu kısırlığın nirvanasıydı. Bu maçta Kobe %25, Gasol %37, Pierce %40, Allen %28 eFG ile oynadılar. Maçta verimli şut atanlar ise Garnett, Rondo ve MWP olmuştu. Kobe Bryant kesinlikle daha yüzdeli şut sokmalıydı fakat yine de son çeyrekte oyun sıkışmışken 8/9 serbest atış isabetiyle maçı 23 sayı ile tamamladı ve o maçın en skorer ismi oldu. Ayrıca 4 tanesi hücum ribaundu olmak üzere 15 ribaund çekerek 18 ribaund alan Gasol’ün ardından maçın en çok ribaund alan oyuncusu oldu ve olabildiği kadarıyla şut performansını telafi etti. 83-79 ile maçı kazanan Lakers..

2009 ve 2010 şampiyonluklarına ayıracağım son paragrafta ise Kobe’nin şimdilerde unutulan sakatlıklarına değineceğim. Kobe Bryant bu süreçte inanılmazı başardı. İşaret parmağını kıran Kobe, ameliyatla zaman kaybetmemek için ameliyat olmadı ve kırık parmağını sargıyla sabitleyerek takımını şampiyon yaptı. 2010 playofflarından önce bacağından 3 kez sıvı aldıran, kırık parmakla oynayan Kobe yıllar sonra 2010 finalinde ayak bileğinden de sakat olduğunu açıkladı. Şöyle söylüyor:

“2008’de Boston bizi 6 maçta yenmişti. 2010’da tekrar karşılaşacaktık. Organizasyonumuz için en önemli olan şey Celtics’e karşı kazanmaktı. Kimse bilmez ama o seride ayak bileğimden sakattım ve zorluklarla yürüyordum. Celtics’in salonundaki maçlardan önce iğne olup oynamıştım. Ayrıca el parmağım kırıktı ve sargı yaptırıp oynamıştım. Seri bittiği zaman o maçlardan sağ çıkabildiğim için dua ediyordum. Celtics’e 2 defa kaybedemezdim…”

BONUS: NBA tarihinde Playofflarda en çok 50+ galibiyetli takım eleyen oyuncu 25 takımla Kobe Bryant’tır. Liste Jordan 20, Duncan 18, Shaq 18 şeklinde devam ediyor. Ayrıca NBA tarihinde 1 Playoffta 4 tane 50+ galibiyetli takımla karşılaşan 4 takım var ve bunlardan 3 tanesi Kobe’li Lakers. 1 Playoffta 4 tane 50+ galibiyetli takımla karşılaşan takımlar 1995 Rockets, 2001 Lakers, 2008 Lakers ve 2010 Lakers. Kobe 3 yıldan 2 tanesinde şampiyon olurken 2008 yılında Celtics takımına kaybetti.

NORMAL SEZON MVP’LİKLERİ

NBA’de normal sezon MVP seçme geleneğine göre bu ödül %80 olarak en iyi takımın en iyi oyuncusuna veriliyor. Kobe bu ödülü 1 kez aldığına göre ya bireysel olarak yeterli değildi ya da takımları dominant değildi. Bakalım hangi ihtimal gerçeğe daha yakın duruyor.

En iyi 5 seçimi: Kobe 18 yaşında girip 34 yaşında aşilini kopardığı ve 38 yaşında bıraktığı toplam 20 yıllık süreçte 15 defa en iyi 5’lere girdi. Bunun 12 tanesi en iyi ilk 5. Bu alanda KAJ ve Duncan ile beraber tarihin en iyisi.

En iyi savunma 5’i: Yine aynı 20 yıllık süreçte 12 kez en iyi savunma 5’lerine seçildi. Bunlardan 9 tanesi 1. savunma 5’i. Bu alanda da Garnett ve Kobe tarihte 2. sırayı paylaşıyorlar.

Sonuçta en iyi 5 ve en iyi savunma 5’leri konusunda tarihte en üstte olan Kobe Bryant bireysel olarak ligi domine etti fakat 1 normal sezon MVP’liği var. Takımları her zaman zirvede olamamış ki bu bireysel olarak dominant olan adam kariyerinde sadece 1 kez MVP seçilmiş. Buna karşın 7 kez finale çıkıp 5 yüzük kazanmış. Bu yüzüklerin tamamının ve 20 yılın tamamının da Batı Konferansı’nda geçtiğini unutmamak gerek. Günümüzün normal sezon MVP’lerinden yola çıkarak da rahatlıkla o dönemi anlayabiliriz. Normal sezonu MVP olarak bitiren isimler playoff gelince LeBron, Durant, Kawhi gibi isimlerin çıktığı seviyeye çıkamayabiliyorlar. Aslında ligin en iyi oyuncusunun normal sezon MVP’si ile direkt ilgili olmadığı çok açık bir konu.

Bazı medya kuruluşlarındaki sıralamalarda bu ödüller belli kat sayılarla puanlandırılıp bunun sonucunda listeleme yapılıyor sanırım. Ya da öyle olmasa bile sıralamayı yapanlar bunu gerekenden fazla önemsiyor olabilirler. 2010 sezonunu yukarda anlattım. Acaba Kobe Bryant 70 galibiyet alan bir takımda olup hem normal sezon MVP’si olsa hem de FMVP olsa mı daha büyük başarı olurdu yoksa 6 game winnerla 57 galibiyet alan Lakers takımıyla şampiyon olması mı daha değerli? Bu ödül bence veriliş biçimi nedeniyle NBA’de oyuncu kıyaslama konusundaki en abartılmış başarıdır.

NBA tarihinde aynı sezonu hem sayı kralı olarak hem de en iyi savunma 5’ine seçilerek bitiren son oyuncu 2007 model Kobe Bryant’tı. Üstelik 2006 yılında da aynı başarıyı elde etti. Bu 2 sezonun bir başka ortak yönü ise Kobe Bryant’ın MVP olamamış olmasıydı. MVP ödülünün veriliş biçimine bakarsak zaten 2007’yi alması çok zordu ama mevcut ödül veriliş tarzına göre bile 2006 yılında ödülü almalıydı. 2006 MVP tercihi, NBA tarihinin büyük hatalarından biri olarak tarihte yerini almış olsa da anlattığım gibi bunun çok önemi de olmamalı.

MVP olduğu tek sezon ise ödülün ortada olduğu bir sezondu. 2008 yılında Kobe, Paul ve LeBron bu ödülde önde gidiyordu. Son düzlüğe girilirken takım başarısı nedeniyle Kobe ve Paul yarışta baş başa kaldılar. Son hafta Lakers 55-24, Hornets 55-25 iken bu 2 takım karşılaştı ve herkes bu maçın MVP’yi belirleyecek maç olduğunu konuşuyordu. Kobe maçı 29 sayı, 10 ribaund, 8 asist, 2 top çalma ve %62 eFG ile bitirdi ve Lakers maçı, Kobe de MVP ödülünü o maçla Paul’den aldı çünkü Lakers sezonu 1 galibiyet farkla Hornets’in önünde bitirmişti.

TOP PAYLAŞIMI

Bu kısma basit ama etkili bir çıkarımla başlayıp sonra fikrimi somut bilgilerle doğru şekilde yorumlayarak aktarmak istiyorum.

Bu kadar yıllar boyunca üst düzey oynamış, 7 final 5 yüzük görmüş bir süperstarın bencil olması, top paylaşmaması ne kadar mantıklı geliyor? Ya da eğer gerçekten böyleyse takım oyununda bu kötü huylarla bu başarılara ulaşan bir oyuncuya neden GOAT demiyoruz? Bu yanılgıyı size genişçe anlatayım.

Öncelikle Kobe Bryant’ın başarılarını tıpkı Jordan gibi Phil Jackson koçluğunda üçgen hücumla kazandığını bilmeyenler için söyleyelim. Kısaca üçgen hücum nedir bunu açıklamak istiyorum.

Basitçe üçgen hücum birden fazla iyi pasör gerektiren, asist konusunda 1 oyuncunun sivrilmediği, herkesin paylaşım yapması gereken, bireysel yaratıcılıktan çok kollektif yaratıcılık esasına dayanan bir hücum çeşididir. Bulls’un kazandığı 6 şampiyonluk, Kobe’nin kazandığı 5 şampiyonluk üçgen hücum temellidir. Top paylaşmayan ya da pas becerisi olmayan bir yıldızın bu sistemde liderlik yapabilmesi imkansızdır.

Bulls dönemi Jordan, Pippen, Kukoc gibi, 3PEAT dönemi Lakers’taki Shaq, Kobe, Fox gibi, sonraki dönem Lakers’ta Kobe, Gasol, Odom gibi iyi pasörlerin odakta olduğu bu sistem çok başarılı olmuştur. Phil Jackson’ın Lakers’a geldiğinde Ron Harper, Horace Grant ve sonrasında Fisher gibi eski oyuncularını takıma katması elbette ki tesadüf değildir.

Bu takımların ortak özelliklerine bakalım. Oyun kurucuları Paxson, Armstrong, Kerr, Harper, Brian Shaw, Fisher gibi oyuncular pas yapabilecek isimlerdi ama asla oyun kurucu tipi olarak 8-10 asistler yapan pas spesiyelisti isimler olmadılar. Üçgen hücumda hiçbir zaman tek başına ortalama 10 asistler yapan oyuncu olmazdı. Jordan’ın da Kobe’nin de en yüksek asist ortalaması yaptıkları sezonlarda takımlarının başında Phil Jackson olmaması sizce bir tesadüf mü?

BONUS: Kobe Bryant 2000 yılından, son playoffu olan 2012 yılına kadar oynadığı 36 serinin 31 tanesinde takımının asist lideriydi. Geri kalan 5 seride de takımında 2. Sıradaydı.

Kobe’nin usage istatistiklerine bakalım:

Normal Sezonlar: Sezonlar tek tek ele alındığında 2017 Westbrook usage yüzdesinde 1 numarada. 2. Sırada 2019 Harden, 3. sırada 2006 Kobe Bryant var, 4. 2015 Westbrook, 5. 1987 Jordan, 6. 2002 Iverson.

Kobe’nin şampiyon olup bu istatistikte en yüksek olduğu yıl ise 2010 yılı ile 100. sıra. LeBron şampiyon olup en çok top kullanım yüzdesine sahip olduğunda 2012 yılıydı ve 112. sıradaydı. Aynı alanda Jordan ise 1993’teki kullanımıyla 33. sırada.

Normal sezonlarda kariyer ortalamasına bakarsak da 1. Jordan, 2. Westbrook, 3. Kobe, 4. Iverson, 5. Cousins, 6. LeBron.

Buraya kadar sadece hazırlık olsun diye bilgiler verdim. Normal sezonda takımlarınız düşük seviye kalabilir ve siz çok top kullanabilirsiniz. Önemli olan takımınız iddialı olduğunda ve top paylaşmanız gerektiğinde neler yaptığınız.

Playofflar: Playoff kariyer ortalamalarına baktığımız zaman Kobe Bryant 8. sıraya kadar düşüyor ilk 10 sırasıyla şöyle; Jordan, Iverson, Westbrook, TMac, Lebron, Carmelo, Wilkins, Kobe, Rose, Durant.

Kobe Bryant lige çok genç girdi bu yüzden 1997-1998’de az top kullandı ve bu ortalamada onu geri attı bu yüzden tek sezonlara bakalım diyebilirsiniz. Bakalım;

Playofflarda tek sezon sıralamasında Kobe Bryant’ın en yüksek usage yüzdesine sahip olduğu derecesi 22. sırada (2012)

Şampiyon olduğu yıllarda ise 2010’da 62, 2009’da 69. sıraya kadar düşüyor. Shaq ile oynadığındaki dereceleri ise 170’e kadar düşüyor zaten Shaq’ın aynı yıllardaki derecesi de 100 – 130 arasında kalıyor topu beraber paylaştıkları için. Bu da ilk başlıkta belirttiğim diğerlerinden farklı ikili olma konusunu da ispatlar nitelikte.

Merak edenler için LeBron James bu sıralamada  2015 yılındaki kullanımı ile 7. sırada yer bulurken şampiyon olup en çok top kullandığı playoffta ise 60. sırada (2012). Jordan ise 1993’teki kullanımı ile 5. sırada.

Sonuçta, aslında Kobe Bryant’ın bencil olduğu gerçeği yansıtmıyor. Ortalama olarak baktığımızda gayet ideal bir yerdeyken tek sezonlara baktığımızda normalin aksinde bir şey görmüyoruz.

Westbrook bu istatistikte ezici bir şekilde ortalamalarda önde ve finale çıktığı tek sezon olan 2012’deki normal sezonuyla 78., Durant ise 157. sırada. 2012 playoff oyunuyla ise Westbrook 155. iken Durant ilk 250’de olmadığı için sıralamasına bakamadım. 2012 genelinde ve finalinde Durant çok daha verimli olmasına rağmen top kullanımında Westbrook’tan geride kaldığını görüyoruz. Westbrook-Durant örneğini bencil ile bencil olmayanı ayırt etmek için verdim. Kobe Bryant’ın usage’i yüksek olduğu tüm sezonlarda takım kötüyken, takımın iddialı olduğu bütün sezonlarda topu paylaşmıştır. Kariyerinin en başında üçgen oynamak konusunda isteksiz olmasına rağmen başarı yolunu görüp bu oyunu kariyerinin yarısından çoğunda oynamıştır ve egosunu arka plana atmıştır.

Bu verdiğim bilgiler ve üçgen hücum odağında bakarsanız Kobe Bryant’ın 8-10 asist yapmaması aslında bencilliğinden değil paylaşımcılığından geliyor. Topu çok fazla domine etmezseniz çok fazla asist de yapmazsınız. Kobe Bryant tarihin en paylaşımcı oyuncusu demiyorum tabiki de ancak günümüzde yüksek sayıda asist yapan çoğu isimden daha paylaşımcı ve takıma bu alanda daha yararlı bir oyuncu olduğunu da belirtmek istiyorum. Oyunu fazlasıyla yüzeysel okursanız Kobe tarihin en çok şut kaçıran oyuncusudur veya tarihin en çok asist yapan 2 numarasıdır dersiniz. Bu 2 zıt bilgi de bize bir şey katmaz çünkü 2 istatistik de Kobe’nin 20 yıl oynamış olmasıyla oluşmuş faydasız istatistiklerdir.

BONUS: Kobe Bryant’ın yüksek sayı ürettiği maçlar ve bu maçlarda Lakers’ın galibiyet oranı şöyle.

40+: %68 (91-42)

50+: %73 (19-7)

60+: %100 (6-0)

80+: %100 (1-0)

SKOR VERİMLİLİĞİ

Yazının en başında bahsettiğim istatistikleri yanlış okuma olayının bariz örneklerinden biri bu konuda var. Kobe’nin oynadığı dönemin NBA tarihindeki yerini size anlatmak için bazı önemli bilgiler verip sonra Kobe’yi kendi dönemiyle ve başka dönemlerle nasıl kıyaslamamız gerektiğini anlatacağım. Önce bilgiler;

NBA tarihinde 47 sezondur Pace yani tempo istatistiği tutuluyor. 47 sezonun 30’unda Pace 100’ün altında, 17’sinda ise üstünde oynanmış. Aralığı iyice daraltırsak 95’in altında oynanan 21 sezon var. Bu 21 sezonun üstüste tam 19 tanesi Kobe Bryant’ın 20 yıllık kariyerine denk gelmiş.

Kobe’nin kariyerinde 95 üstü pace ile oynadığı sadece 1 sezon var o da basketbolu bıraktığı 2015-2016 sezonu ve o yılın pace’i 95.8.. Tarihte 90’ın altına sadece 1 kez düşülmüş o da yine Kobe’ye denk gelmiş (1999)

Kobe’nin oynadığı 20 yılın ortalama Pace’i 91.7 ve bu acayip düşük bir sayı. Bugün NBA’de ortalama 100.2 hücum olurken onun ortalaması 91.7 yani şimdi yaklaşık 9 hücum daha fazla yapılıyor. Tarihin en tempolu basketbolu 1974’te 107.8 ile oynanmış en düşük tempo ise 1999 yılındaki 88.9 sayısı. Tarihte maksimum ile minimum arası fark yaklaşık 19 hücum iken 20 yıl boyunca günümüzden ortalama 9 puan eksik oynamış olması istatistiksel olarak dramatik farklar yarattı. (Prime yıllarının ortalaması çok daha düşük. Özellikle aşil sakatlığı sonrası NBA’in temposu her geçen gün artmış.)

BONUS: Bir de ofansif rating istatistiği verelim. Ofansif rating bir takımın 100 pozison başına kaç sayı ürettiğinin istatistiğidir. Bu 47 yılda ligdeki ortalama off. rating 105’in altına sadece 14 kez düşmüş ve bunun 7 tanesi yine Kobe Bryant döneminde. Kalan 7’si ise 74-79 arası 6 sezon ve 1983 sezonu. Burdan yapılacak çıkarım da çok belli. Tempo düştüğü gibi buna bağlı olarak verim de düşmüş. Yani oyun hızı düşüp verim aynı kalsa bile istatistik şişikliği açısından olumsuz bir fark olacakken hem hız düşmüş hem de pozisyon başına ortaya çıkan verim düşmüş bu da tablonun vahimliğini artırıyor.

NOT: 1974-1979 arası tempo yüksek ama neden off. rating düşük diye sorgulanacak olursa, NBA’e 3’lük uygulaması 1979-1980 sezonunda getirildi cevabı bunun için yeterli olacaktır.

Hızın ve verimin düşük olduğu bu yıllarla başka dönemleri kıyaslamak gerçekten mantıklı değil. 90’ların ortasından itibaren 2010’lara kadar oyun çok yavaştı ve 2 pota altı oyuncusu ile oynanıyordu yani hem yavaş hem sıkışık bir oyun vardı. 2010’ların ortasından itibaren hem oyun hızlandı hem de pota altı oyuncularından şut istendiği için oyun alanı genişledi ve boşluklar arttı. 90’ların öncesine bakarsak da uçuk hızlarla oynanan oyunlar görüyoruz. Bu bağlamda Kobe’yi kendi dönemindeki süperstarlarla karşılaştıralım.

T-Mac’in 2001-2005 arası eFG’leri: %47 – %48 – %50 – %47 – %47

Allen Iverson’ın 2000-2006 arası eFG’leri: %44 – %44 – %42 – %43 – %41 – %45 – %46

LeBron James’in 2005-2010 arası eFG’leri: %50 – %51 – %50 – %52 – %53 – %54

Carmelo Anthony’nin 2006-2010 arası eFG’leri: %49 – %49 – %51 – %47 – %48

Dwyane Wade’in 2005-2010 arası eFG’leri: %48, %50, %50, %48 – %51 – %50

Kobe Bryant’ın 2001-2010 arası eFG’leri: %48 – %48 – %48 – %47 – %48 – %49 – %50 – %50 – %50 – %49

Sınırı 2010 yaparak oyuncuların prime yıllarındaki istatistikleri bu şekilde. Şut yüzdesi olarak kendi seviyesi yıldızlardan genel olarak geride değil önde olduğu görülüyor. Üstelik Kobe her zaman savunma 5’lerine giren ve bu konuda diğerlerine kıyasla efor saklamayan bir isimdi.

BONUS: Günümüzdeki takımlara benzer takımlara karşı Kobe playoff maçlarında neler yapmış ona bakalım. Bu şekilde 4 seri var. Bu 4 rakibin ortak özelliği de maçın genelinde 4 tane dış oyuncu veya atıcı ile sahada olup spacing’e önem vermeleri. Günümüz kadar hızlı bir oyun olmasa da günümüzdeki pace&space oyununun en azından 1 bileşeni bu takımlarda mevcut.

Bu takımlar: 2006 Suns, 2007 Suns, 2009 Orlando, 2010 Suns.

Kobe Bryant’ın bu 4 seride yaptığı ortalama istatistik. (Toplam 4 seride 23 maç)

31.4 sayı, 6.1 ribaund, 6.3 asist, 1.1 top çalma, 0.8 blok ve %52 eFG

SADAKAT

Sadakat, salt olarak irdelendiğinde oyuncular arasında sıralama yaparken etken olmaması gereken bir konu. Eğer bir takım beğenmediği bir oyuncusunu ona sormadan takas edebiliyorsa neden oyuncu beğenmediği veya istemediği bir yerde kalmak zorunda olsun ki?

Kobe de zaten geriye dönüp bakıldığında kesinlikle sadık bir oyuncu olarak anılacak fakat muhtemelen bu konuda 1 numara olarak anılmayacaktır. Dirk Nowitzki iyi seriler oynayıp elenmesine karşın takımını bırakmamış hatta yeri gelmiş kontratında indirime gitmiş bir oyuncu. Ayrıca Kobe’nin Lakers’a katılma teklifini de reddetmiş sonra 2011’de Kobe de dahil herkesi yenip şampiyon olmuş bir isim. Dolayısıyla sadakat konusunda biraz daha ayrıştığını düşünüyorum.

Kobe ise Dirk’ün arkasında gelen birkaç oyunculuk tabakada olacaktır sadakat konusunda. Kobe ve Duncan’ın geri kalanlardan biraz ayrıştığı düşünülebilir. İkisi de başarılı organizasyonlarda oynadıkları için ayrılmadılar fakat Kobe’yi 1 tık öne yazıyorum. Çünkü Duncan çok daha istikrarlı ve rotasyonu geniş bir takımda normal sezonlarda daha az eforla ve süreyle oynarken Kobe hem süre olarak hem de kayıp seneler olarak dezavantajlı. 2005-2007 arası 3 prime sezon ve bunlara ek olabilecek 2012 sezonu şampiyonluk ihtimali olmayan takımlarda geçti. Üstelik 2005-2007 arası 2 sezonda o takımların Playoff yapması bile sürprizdi dolayısıyla Kobe prime oynayacağı 3 uzun playoff’tan ve onun kariyerine katacağı şeylerden eksik kaldı. Sadakat konusunda, kariyerini baskın olmayan Knicks takımlarında geçen Ewing, ciddi şekilde GOAT olma ihitmaliyle lige gelen ama organizasyonuna sadık kalan Hakeem, 40 yaşına kadar takımında başarı kovalayan Stockton ve ilk turlarda muazzam oynayıp elenmesine karşın organizasyona bağlı kalan Jordan’ı da anmadan geçmek istemem.

Kobe’nin kariyerinde sadakatın yeri farklı. Kobe draft olmadan önce Sonny Vaccaro, Kobe’ye “Lakers seni istiyor” dediğinde Kobe’nin nasıl gözlerinin parladığını Vaccaro’dan öğrenmiştik. Kobe’nin küçüklükten beri bir Laker olduğu gerçek fakat onun her şeyden önceki amacı GOAT olmaktı ve 2 tanesi büyük olmak üzere birkaç kez takımdan ayrılması gündeme geldi. 2 büyük ihtimalden 1 tanesi yarı blöftü, diğerleri ise Kobe’nin değil daha çok Phil Jackson ve Shaq’ın isteğiydi.

Kobe gençliğinde hırçın ve serseri bir tip olduğu için Phil Jackson daha çok Shaq tarafında olan bir isimdi. Phil Jackson eğer sakatlığına kadar muhteşem bir yıldız adayı olan Grant Hill gibi biriyle takas edilecekse bunun olabileceğini düşünüyordu hatta T-Mac ihtimali bile dedikodu olarak geçti ama Lakers yönetimi Kobe’yi herkesten önde tutuyordu ve bunu yapmadılar.

2004’te ise herkesin bildiği ayrılık oldu. Shaq da Kobe de yönetime “ya ben ya o” resti çekmişti. Yönetim de Kobe’yi seçti ve Shaq ile Phil Jackson takımdan ayrıldı. Kobe o sıralar başka şehirlerde ev baktığını söylüyor. Tabii ne kadar ciddiydi, yönetime baskı için miydi bilemeyiz ama kendisi ciddi olduğunu söylüyor.

Son olarak da yarı blöf dediğim 2007 senesi var. Kobe 2005, 2006 ve bu 2 sene gibi başlayan 2007 yıllarında takımdan bir hamle bekliyordu. O sırada Nets takımı Andrew Bynum için Lakers’a Jason Kidd’i önerdi. Lakers bu teklifi reddedince Kobe çılgına döndü. “Ben bu çocuklarla mı şampiyon olacağım? Kafam almıyor Jason Kidd gibi biri nasıl alınmaz” diye çok sert çıkışması halen akıllardadır. Bunun üzerine takasını istedi fakat bunun yarı blöf olma nedeni zaten Kobe’nin çok nadir oyuncularda bulunan “no-trade clause” yani takas veto etme hakkına sahip olmasıydı. LeBron James ve Luol Deng gibi oyuncuların adı geçse de Kobe zaten istediği şekilde bu takasları reddedebilirdi. Zaten ciddi görüşmeler de olmadı ve Lakers 2008’de Pau Gasol’ü takıma takasla kattı.

Sadece sadakat kavramıyla oyuncu kıyaslamanın yanlış olduğunu belirtmiştim fakat ortada bir gerçek var ki bu oyuncular NBA gibi salary cap düzeniyle işleyen bir ligde takım değişmediler. Spurs haricinde sürekli tepeye oynayan bir takım yok bu ligde. Yani aradaki olaylar ne olursa olsun bu oyuncular aynı takımda kaldılar. Sadakatin direkt olarak artı hanesine yazılmaması gerekir fakat dolaylı yollardan bu oyunculardan götürdüğü şeyler var. Kobe üzerinden gidersek evet Lakers gibi bir yerde oynuyor ama oraya gökten düşmedi. Onu oraya yetenekleri götürdü. Rastgele değil bir proje olarak takıma katıldı. Dolayısıyla GOAT hedefi olan bir oyuncu uygun bir zamanda takımı terk etme lüksüne de sahipti. 2006 dönemi için değil belki ama 2010 sonrası bazı yıllar için daha geçerli bir görüş bu. Sonuçta Kobe 31 yaşında 5. Yüzüğünü aldığında “Jordan’ın yapabildiklerini yapıyor hatta  tekniği daha iyi” konuşmaları çoktu ve tarihte 2. Sıraya koyuluyordu. Bu önermeyi Phil Jackson da onaylıyordu. Kıyas alanlarının yaklaşık %75’inde Kobe’yi Jordan’dan geriye koysa da “basketball skills” konusunda Phil Jackson da Kobe’yi önde görüyordu. Sonuçta bu hedef için Kobe 1 kez takım değiştirse neler olurdu bunu bilemeyeceğiz. En azından kariyerinin sonunu ağır sakatlıklarla geçirmeyeceği düşünülebilir.

SAF YETENEK

Kobe Bryant’ın tarihin en çalışkan birkaç oyuncusundan biri olması, sürekli çalışkanlık üzerinden kendisini tanımlaması onu bu konuda arka plana atıyor. Jordan, LeBron vb. isimler ondan daha mı az çalışıyor acaba?

Kobe’nin de draft edildiği ve tarihin en iyi draftlarından biri olan 1996 draftına ve oradan gelen yeteneklere kısaca bakalım.

Diğerlerinden net ayrılan 4 oyuncudan ilk sıra seçimi, yeteneklerinden şüphemizin olmadığı Allen Iverson 21 yaşında, 5. sıra seçimi Ray Allen 21 yaşında,  15. Sıra seçimi Steve Nash 22 yaşında seçilirken 13. Sıra seçimi Kobe Bryant 18 yaşında lige girdi ve seçildiği tarihte 17 yaşında olup reşit olmadığı için kontratını ailesi imzaladı.

Koç Phil Jackson, Kobe’ye üçgen hücum öğretirken onun Kolejde basketbol eğitimi görmemiş olmasına rağmen hücum tarzını hemen anlayıp uyguladığını ve yetenekli olduğu kadar zeki de olduğunu belirtiyor. Yani aslında Kolejde temel set hücumlarını öğrenmeden genç yaşında geldiği bu ligde bazı şeyleri öğrenmesi, vücunun oturması 1-2 senesini alsa da zaten kendi draft sınıfından çok küçük bir oyuncu olması nedeniyle bu doğaldı.

Bu başlıktaki son paragraf da yetenekleri konusunda fikir edinmemiz açısından önemli olabilecek lise kariyerinden olsun. Kobe 4 sene oynadığı Lower Merion High School’da Wilt Chamberlain’in sayı rekorlarını alt üst ederek özellikle son 3 yılında yaklaşık 30/10/5/2 gibi ortalamalarla oynamıştır. Onu draft workout’unda tespit eden ve takıma katan Jerry West’in ne tür gizli operasyonlarla onu Laker yaptığına Shaq-Kobe ikilisini anlattığım yazıma bakarak detaylı şekilde ulaşabilirsiniz. Bu onun yetenekleri hakkında daha fazla fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır.

İKİLİ İLİŞKİLER VE LİDERLİK ANLAYIŞI

Kobe Bryant teknik açılardan Jordan’a benzemesi gibi liderlik ve insan ilişkileri açısından da ona benziyor fakat ayrıldığı bazı noktalar var.

Jordan’ın “The Last Dance” belgeselinden sonra iyice popüler olan iyi-kötü insan olma meselesi bence çok abartıldı öncelikle bunu belirteyim. Kimse takım arkadaşlarını Jordan’ın yanında uzun yıllar zorla tutmadı, yanına zorla getirmedi. Jordan’a sadece başarı olarak muhtaç olan bu isimlerin o günlerde susup şimdi konuşması da hiç adil değil. Sonuçta basketbol takip ediyoruz ve oyuncu kıyaslamak istiyorsak iyi-kötü insanlık bu kıyasta bir argüman olmamalı. Jordan kötü bir insandı demiyorum, kötü icraatleri varsa da bu bizi ilgilendirmez, saha içine bakalım demek istiyorum ve Kobe’ye dönüyorum.

Kobe de kendi kadar çalışmayan, fedakarlık yapmayan oyunculara nefret besleyebilen bir oyuncu ve nefretini dışa vuran bir isim ama Jordan’ın bazen aşırıya kaçan, zorbalık sınırını aşan hareketleri Kobe Bryant’ta çok yok. Kobe’ye takım arkadaşları ya da rakiplerinden Raja Bell harici herhangi birinin nefret duyduğunu söylemek zor. Raja Bell de zaten niye sevmediğini açıklamadı, sevmiyorum dedi geçti belki de antipatik buluyordur. Shaq bu konuda bir istisna olsa da sportif liderlik çatışması bu küslükte bir etkendi ve zaten sonrasında son buldu. Howard ise tartışmalarında Kobe’nin haklı olduğunu ve onu çok geç anlayabildiğini Kobe vefat etmeden önce söylemişti. (R.I.P MAMBA)

Kobe’nin ikili ilişki anlamındaki kriteri yanındaki isimlerin emek sarfedip etmemesi ile ilgili. En iyi geçindiği takım arkadaşları olan Gasol, Fisher gibi oyuncular Howard, Shaq gibi isimlerden daha geride oyuncular fakat çalışma ahlakı olarak Kobe’yi tatmin ettikleri için Kobe tarafından sevilen isimler oldular.

Kobe’nin liderlik anlamında Jordan’dan geride olduğu bir noktayı ise bize Phil Jackson anlatıyor. Phil’e göre Jordan bir ortama girdiğinde ortamın havası tamamen değişirdi ve herkes ona dikkat kesilirdi. Motivasyon konuşmaları yapardı ve kendine has karizmasıyla bunu herkesin sindirmesini sağlardı. Kobe’de ise bu olay Jordan kadar üst düzeyde değildi.

Liderlik açısından Kobe’nin en büyük başarısı tabii ki de Pau Gasol’dür. Gasol zaten kalburüstü bir basketbolcuydu fakat yumuşak bir stili vardı. Hatta 2008 finalinde çok yumuşak kalması epey eleştiri almıştı. Kobe zamanla kendisine mentor oldu ve onun 1 seviye üste çıkmasını sağladı. İkili arasında çok güzel bir anı var. Kobe Bryant, Pau Gasol’ü şampiyonluk yolunda nasıl teşvik ettiğini şöyle anlatıyor;

“2008’de Celtics’e karşı fiziksel olarak çok sert bir seri oynayıp yenilmiştik. Sonrasında yazın olimpiyat finalinde biz İspanya’yı mağlup ettik. Pau diğer sezonun başında ilk gün antrenmana geldiğinde benim sürprizimle karşılaştı. Onun dolabına altın madalyamı asmıştım.”

“Pau’nun üst üste kaybetmekten hoşlanmayacağını ve bu hareketimin onu tetikleyeceğini biliyordum. Bana sorarsanız zihinsel gelişim bu oyundaki en önemli şeydir ve sınırlarınıza sizi en çok yaklaştıran şey zihinsel gücünüzdür. Buna mamba mentality diyorum.”

Son olarak Kobe’nin kariyerinin ilk yıllarında daha kötü bir takım arkadaşı olduğundan bahsedebiliriz. Serseri, kanı hızlı akan, kendini kabul ettirmek için egolu davranışlara sahip bir oyunculuk dönemi var. Bunu başkasını küçümsemek üzerinden değil de kendini yüceltmek suretiyle yaptığını görebiliyoruz. Jordan ile ilk karşılaşmalarında bile kendisi henüz 20 yaşındayken “Ayakkabılarını getirdin mi?” veya “Teke tekte senin k*çını tekmeleyeceğimi biliyorsun.” demesi bu özgüvenin basit örnekleri olabilir. Ayrıca 2004 yılındaki dava sürecinde psikolojik sorunlar yaşaması nedeniyle daha da hoyrat bir insana dönüştüğünü Phil Jackson’ın kitabında görebiliyoruz.

Sonuç olarak Kobe günümüz lider ekollerine benzemeyen, takıma tamamen olumlu havayla liderlik yapan değil de kendi istediği şekilde çalışmayanlarla kötü, istediği gibi çalışanlarla iyi olacak şekilde geçinen bir liderdi.

NOT: Liderliğine dair olumlu örneklerden birini de veto edilen Chris Paul takasına ayıracağım ufak kısımda yer vereceğim.

CLUTCH YÖNÜ

NBA’de clutch’lık çok tartışılan bir kavram. Kobe Bryant bu karmaşık konuda diğer herkesten daha karmaşık olmasıyla ekstra bir karmaşıklık yaratıyor.

Yazının başında söylediğim gözlem veya istatistik odaklı insanların fazlaca ayrıştığı konulardan biri bu konu. Kobe oynadığı zaman neredeyse herkes onun tarihin en clutch oyuncusu olduğunu söylüyordu. Hatta 2010 Konferans Finali 6. Maçından sonra Suns koçu Alvin Gentry “Clutch anlarda Kobe’yi Jordan’a tercih ederim” demişti.

Kobe’nin clutch anlarda attığı basketleri incelersek clutch basket adedi olarak da game winner adedi olarak da tepede olduğunu görüyoruz fakat bu anlardaki yüzdesine bakınca geride olduğu isimler görüyoruz. Kobe ilk 2 yılı hariç kariyeri boyunca takımındaki en iyi kısa oyuncu olduğu ve çaylak yılından beri çok cesur olduğu için bu alanda diğer oyunculardan daha fazla denemeye sahip.

Kobe başarılı takımlardayken yanında Shaq ve Gasol gibi yıldızlar vardı. Clutch anlarda kısaların daha baskın olduğu gerçeğini düşünürsek Kobe’nin clutch anları neden bu kadar çok domine ettiğini anlayabiliriz. Kariyerinde beraber oynadığı dış oyunculardan Fisher, Harper, Shaw, Payton, Atkins, Smush Parker, Sessions, Nash, Butler, Rice, Fox, Ariza, MWP, Barnes gibi oyunculardan Nash, Payton, Butler dışında büyük anlarda top teslim edilebilecek başka oyuncu yok. Bu 3 isimden Nash zaten Kobe ile oynadığında 38 yaşında, alışveriş poşeti taşırken sırtını sakatlayan bir isimdi. Payton yine tüm yaratılcılığını kaybetmiş olduğu zamanlarda tıpkı Nash gibi 1 sene Kobe ile beraber oynadı. Caron Butler da yine sadece 1 yıl beraber oynadığı bir dış oyuncu.

Bu etkenlere rağmen clutch anlarda daha çok servisçi rolünde olabilir miydi? Bence evet. 2000’deki Portland 7. Maçında Kobe-Shaq alley oop’u gibi örnekler mevcut fakat 2009 Magic finalinde Hidayet’e bloklandığı anda köşede bomboş bekleyen Odom pozisyonu gibi örnekler de mevcut.

Sonuçta kendine has bir clutch özelliği vardı ve bu şekilde 7 Final görüp 5 yüzüğe ulaştı. Belki de kritik anlarda daha alt seviyedeki oyuncuların baskı etkisiyle %30 ile atacağı şutu kendisi %40 ile atabileceğini düşünüyordur bilemeyiz. Kendisi hayatta olsaydı ve tabii ki böyle bir fırsat elimde olsaydı ona bu soruyu yöneltmeyi gerçekten çok isterdim.

2011’de ESPN’de yapılan bir analizle, Kobe’nin son 24 saniyede maçtaki fark 2 ya da daha azken 115 şut deneyip 36 tanesini isabete çevirdiği paylaşıldı. Maçın son 5 dakikasında %42-45 civarı isabetin başarılı sayılabileceği düşünülürse son 24 saniyede olan denemelerdeki %31 isabeti ne kadar iyi bu tartışmaya açık bir konu. Sonuçta başta dediğim konuya dönüyoruz. Kobe Bryant 2011’den sonra da attıklarıyla beraber normal sezonda 36 game winner atışla tarihte en çok maç kazandıran oyuncu ama yüzdesi de başkalarına kıyasla düşük kalabiliyor.

NBA’in resmi istatistik sitesinde 1997’den önceki clutch istatistikleri yok. 1997 sonrası da total olarak eklenmemiş. Bazı sitelerde bulunan clutch istatistiklerde de yıl aralıkları, verilmeyen bazı detaylar ve güvenilirlik sıkıntısı olduğu için onları eklemek istemedim.

Sonuçta Kobe’nin clutch oyunu onu canlı izleyenlerin abarttığı bir yönü olabilir ya da açıp maçlara bakmak gerekebilir. Ayrıca kritik anlarda yapılan asist sayılarında bazı sitelerde Kobe’nin diğer isimlerden geri kalmadığı bilgisini de gördüm fakat yine güvenilirlik sıkıntısı olduğu için paylaşmıyorum. Son olarak kritik anlarda yapılan savunmaların da önem teşkil ettiğini belirterek bu karmaşık konuyu sonlandırmak istiyorum.

2010 SONRASI YÜZÜKSÜZ DÖNEMİ

31 yaşında 5. Yüzüğüne ulaştığında aslında Kobe kariyerinin başındaki hedefine doğru gidiyordu. Alacağı 7 yüzük onu tarihin en iyisi yapmaya yetebilirdi. 7 şampiyonluğun 6 tanesinde 1. Adam katkısı, 4FMVP ve 1 tane de 21 yaşında yaptığı 2. Yıldızlık onu tepeye taşıyabilirdi. Önünde prime olarak görülen 5-6 yılda 2 yüzük alması da çok absürt bir beklenti değildi zaten kendisi de 5. Yüzükten sonra hedefinin 8 yüzük almak olduğunu fakat elinden geleni yapmasına karşın alamadığını, içinin rahat olduğunu söylüyordu.

Bu yıllarda, geçmişten beri hoyrat kullandığı vücudunun çıkardığı sorunlar ve şanssızlıklar onu yüzükten uzaklaştırdı ve hatta kariyerinin verimli tarafını kısalttı.

2011-2013 Dönemi

2011: 3 final 2 yüzük gelen sezonların ardından Lakers takıma önemli ekleme yapmamıştı. Takımın benchinin ligdeki en kötü 2-3 benchten biri olması ilk 6 oyuncusuya çok yük bindirmişti. Bynum’ın kaçırdığı maçlara ilk 5 çıkarak 35 maça ilk 5 çıkan ve 82 maçın hepsinde oynayıp yılın 6. Adamı seçilen Lamar Odom haricinde bench katkısı yok gibiydi. Playoffta gelen sakatlıklar ve Kobe ile Gasol’ün yaşadığı form düşüklüğü son 3 yılın başarılarıyla gelen tabiri caizse gevşekliğiyle birleşince Lakers’ın playoff yolculuğu uzun sürmedi.

İlk turda Hornets’e karşı Kobe 22.5 sayı, 3.7 ribaund, 3.8 asist, 1.5 top çalma %47 eFG ile vasat bir oyun oynadı. Gasol %42 ile 13.5 sayı atarken, 15.2 sayı, 10.3 ribaund, 1.8 blok ve %56 eFG yapan Bynum bu sefer 2. Adam rolünü yaptı ve Lakers seriyi geçti.

2. turda rakip Dallas’tı. Kobe Bryant seriyi 23.3 sayı, 3 ribaund, 2.5 asist, 1.8 top çalma ve %49 eFG ile yine vasat bir oyunla geçince Lakers seride maç bile alamadı. Aslında saha avantajının verildiği ilk 2 maçta 29.5 sayıyı %52 eFG ile atmıştı fakat maçları kaybetmiş olmaları Kobe’nin serinin devamını kötü geçmesinde bir bahane olamazdı. Bu onun mentalitesine tersti. Gasol bu seride %42 eFG ile 12.5 sayı atmıştı ve yine çok kötü oynamıştı. Lakers bu seriyi geçemeyecekti zaten ancak Kobe Bryant Jordan’ı geçmek istiyorsa onun gibi süper oynayarak elenmeliydi. 2011’de sırt ağrıları ve Hornets serisinin 4. Maçında ayağını burkmasıyla kenara gelişi gibi etkenler de vardı ama Kobe zaten kariyeri boyunca bunlarla mücadele halindeydi.

2012: 2000-2010 arası 11 sezonda istikrarlı şekilde en üst düzeyde oynayan Kobe’nin 3 finalin ardından 1 kötü playoff oynama şansı elbette ki vardı. Sonuçta Jordan da 3 yüzüğün ardından başarısızlık yaşamasa bile yaklaşık 2 yıl basketbola ara vermişti. Fiziksel olarak zor olsa da mental açıdan bu aranın ona iyi geldiği çok muhtemel. Kobe de öyle yaptı ve 1 formsuz sezonun ardından 2 tane çok iyi sezon geçirdi.

Bunlardan ilki olan 2012’de sezon başlamadan Chris Paul takasında gidecek olan Gasol ve Odom mental olarak bitmişti ve hatta Odom sezon başlamadan neredeyse bir hiç uğruna Dallas’a takaslanmıştı. Lakers Odom karşılığında sadece ilk 20 korumalı 2 tane draft hakkı almıştı ve takım zayıflamıştı.

Beklenen seviyeyi sonunda atlayan Bynum 2012 yılında all-star oldu fakat geçen yılın 6. Adamı Odom’ın gidişi, Gasol’ün bitik hali, takıma kimsenin eklenmemiş olması takımın gücünden almıştı. Bynum gelişmiş olsa da bir Gasol değildi ve top trafiğinde onun verdiği katkıyı veremiyordu.

Kobe Bryant 2012 playofflarının kariyerinin son playoffu olacağını bilemezdi muhtemelen fakat üst düzey bir playoffla veda etti. Lakers ilk turda Denver’ı 7 maçta geçtiğinde o sezonun finalisti Oklahoma’ya eleneceği belli gibiydi. Kobe nerdeyse tek başına dirense de Lakers sadece 1 maç alabildi ve bu sene de noktalandı.

Kobe 2012 playoffunu 30 sayı, 4.8 ribaund, 4.3 asist, 1.3 blok ve %47 eFG ile oynadı. Bynum 16.7 sayı, 11.1 ribaund, 3.1 blok ve %47 eFG ile iyi denebilecek bir oyun oynamıştı. Gasol ise 12.5 sayı, 9,5 ribaund, 3.7 asist, 2.1 blok ve %44 eFG ile kendine yakışmayan üst üste 2. Kötü yılını geçirmişti. Kobe’nin kariyerinin son playoff maçını 33 yaşında oynaması, %56 eFG ile 42 sayı atması buruk bir olay olarak tarihteki yerini aldı.

2013: Lakers kötüledikçe Kobe Bryant prime günlerine geri dönüyordu. Belli ki sakatlık etkileri kayboluyordu çünkü hem verim olarak hem de atletizm gösterileri olarak eskiye dönmüştü. 2012-2013 sezonunda mükemmel bir clutch sezonu geçirdi, 2010’dan bile iyi eFG istatistiğine sahipti ve en çok asist yaptığı sezondu.

Lakers sene başında kontratının bitmesine 1 sezon kalan Howard’ı gözüne kestirmişti. Bynum’ı kullanarak Howard’ı almayı başardılar hatta Steve Nash eklemesini de yaptılar. Kağıt üstünde şampiyonluk adayı olan bu kadro aslında çok dar ve yaşlıydı. Sezonun devamı, bir şekilde playoffa sağlıklı girersek kalite farkıyla seri kazanabiliriz diye düşünülen bir yıla evrilmişti.

Nash 38 yaşındaydı ve daha önce de belirttiğim gibi alışveriş poşeti taşırken sakatlanmıştı. Sezonda toplam 32 maç kaçırdı. Gasol toparlanmayı geçtim daha da aşağı gidiyordu. Kötü oyunu bir kenara dursun o sezon Gasol de 33 maç kaçırdı. İşin daha da kötüsü benchteki en iyi oyuncu denilebilecek Steve Blake de o sezon 37 maçta forma giyemedi. Dwight Howard ise sezonu hafif sakatlığıyla oynayarak geçirdi ve kendisi için vasat olan bir oyun oynadı. Ayrıca Kobe Bryant’ın istediği gibi maçları ciddiye almıyordu ve aralarında bundan doğan bir anlaşmazlık da vardı.

Kobe Bryant ise sezon ortasında yorumcuların “artık imkansız” dediği playoff ihtimalini sonuna kadar zorluyordu. İnanılmaz bir özveri göstererek çok yüksek dakikalarla çok eforlu maçlar oynuyordu ve her geçen gün takımı playoffa yaklaştırıyordu. Yine muazzam oynadığı bir maçta herkesin bildiği üzere aşil tendonunu kopardı ve kariyerinin prime dönemi 34 yaşında sonlandı. Aslında Kobe’nin aşil sakatlığından nasıl döndüğünü hiç göremedik bunu bir sonraki kısımda anlatacağım.

BONUS: Kobe Bryant sakatlandığı hafta NBA’de haftanın oyuncusu seçilmişti. Lakers o hafta oynadığı 3 maçın tamamını kazanırken Kobe, 37 sayı, 6.3 ribaund, 5 asist, 2.7 top çalma, 1.7 blok ve %54 eFG ile oynadı. Son 7 maçında sahada ortalama 45 dakika kalan Kobe son maçında 44 dakika 54 saniye oynamıştı çünkü maçın bitimine 3 dakika 6 saniye kala aşil tendonu kopmuştu. O anda bile serbest atış çizgisine gitti çünkü sakatlığı hafifse maça geri dönmek istiyordu ama maalesef sakatlığı hafif değildi.

BONUS 2: Kobe Bryant aşilini kopardığı 2012-2013 sezonu sonunda takımı Batıda 7., toplamda 13. olmasına rağmen MVP sıralamasını 5. sırada bitirdi. Bunu yaptığında 34 yaşındaydı. İşte MVP sıralaması ve takımlarının galibiyet sayıları;

1: LeBron James (66-16)

2: Kevin Durant (60-22)

3: Carmelo Anthony (54-28)

4: Chris Paul (56-26)

5: Kobe Bryant (45-37)

O sezon ortalamaları ise şöyleydi: 27.3 sayı, 5.6 ribaund, 6 asist,  1.4 top çalma ve %50 eFG

Lakers Kobe’den yoksun şekilde ilk turda Spurs karşısına çıktı. Bu seride Howard ve Gasol sağlıklıydı Nash de 2 maçta oynayabildi ve Spurs seriyi 4-0 geçti.

2014 – 2016 Dönemi

Kobe Bryant’ın aşil tendonu sakatlığının ondan ne götürdüğünü aslında hiç öğrenemedik. Onun kariyerine sekte vuracaktı o sakatlık ama tam olarak ne seviyede döneceğini göremedik.

Kobe büyük rehabilitasyon sürecinden sonra 35 yaşında aşil sakatlığından döndü. 6 maç oynadıktan sonra diz kapağı kırıldı. Kobe döndüğünde sezonun 20. Maçıydı ve 26 maçtan sonra 2013-2014 sezonunu da kapatmış oldu.

Gelecek sezon bu sakatlık da bitti derken sağ omuzunda yırtık oluştu. Kobe o haldeyken de omuzu yırtık şekilde çeyreği bitirdi ve omuz sakatlığı Kobe’nin asıl sonu oldu. Kobe bu sezonda da sadece 35 maça çıktı ve sezonu kapattı.

Son sezonu bir veda sezonu olacaktı. Veda mektubunda da dediği gibi zihni yeni rekabetlere, yeni meydan okumalara hazırdı ama vücudu artık ona izin vermiyordu maalesef. Veda sezonunun sonlarına doğru bazı iç saha maçlarında oynamıyordu ki sakatlanmadan deplasman maçına gidebilsin ve o şehre veda edebilsin..

Bu sezonda 28 dakika ortalamayla 66 maça çıktı ve kariyerini noktaladı. Son 3 sezonunda sırasıyla %44, %41, %41 eFG ile oynaması, Lakers’a geldiğinde önünde all-star olması durumuyla birleşince kariyer ortalamaları epey düşmüş oldu.

Veda Maçı: Buraya kadar biraz dışarıdan anlattım ama o maçı kendi penceremden aktarmak istiyorum. Kobe’nin son maçını izlemek için 05.30’da ayaktaydım. Tabi ben alarmı duyamam korkusuyla hiç uyumamıştım sabaha kadar maçı beklemiştim.

Maça Kobe Bryant çok kötü başladı. İlk 5-6 şutta isabet bulamamıştı sanırım. Üst üste 3-4 şut sokup herkesi gaza getirdikten sonra yine soğumuştu. Yanılmıyorsam maç boyunca 3-4 kez blok yemişti. Utah oyuncuları 2’li hatta 3’lü sıkıştırma getiriyordu.

Maç bayağı “Son maçında çok kötü oynadı ama o bir efsane” havasında gidiyordu. Maçtan önce gece boyunca “Umarım 30 atar” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Kobe o sezon fizik olarak o kadar berbat durumdaydı ki 30 atıp bitirmesi benim için muazzam olacaktı.

Kobe kötü oynuyor farkındayım ama yıllardır onu izleyen biri olarak bildiğim bir şey vardı. Kobe’ye 1 kıvılcım lazım, o kıvılcım olursa ortalığı ateşe verecektir…

2. yarı Kobe ısınmaya başladı. Son periyot geldiğinde ise kelimenin tam anlamıyla delirdi. Tıpkı prime Kobe gibi oynamaya başlamıştı. İkili sıkıştırma delip orta mesafe attı, turnike attı, sola kayarak üçlük attı, maç topunda ise perdeyi isteyip orta mesafeyi yolladı.

Kobe maç topunda orta sahada yavaş yavaş topu sürerek geldiğinde hepimiz o şutun gireceğini biliyorduk aslında. Kariyerindeki tüm maçları kazanamadı, tüm clutch şutları atmadı ama sadece onu izleyenlerin anlayacağını düşündüğüm bir büyüsü vardı. Kobe bazı maçlarında bazı dönemlerde o kadar ısınırdı ki o şutun girme olasılığı %100 olurdu. Yavaş adımlarla geldiğinde ben acaba atacak mı diye değil acaba nasıl atacak diye düşünüyordum.

O şut girdi ve Kobe 60 sayıyla maçı kazandırmayı başardı. 14 nisan günü olduğunu hiç unutmuyorum. Nisan ayı hava sıcaklığı açısından tutarlı bir ay değil. Hava o gün soğuk muydu sıcak mıydı gerçekten hatırlamıyorum ama yazlıkların içinden 24 numaralı Lakers formamı çıkarıp onunla uyuduğumu hatırlıyorum.

BONUS: Kobe o maçı 60 sayı, 4 ribaund, 4 asist, 1 top çalma, 1 blok ile tamamladı. 50 şut kullanmıştı ama fiziksel sıkıntılarından dolayı olacak ki denediği 50 şutun 21 tanesi üçlüktü. Maçtaki eFG’si ise 6 üçlük soktuğu için %50 idi. Ayrıca o maçta son çeyrekte Lakers 35 sayı atarken Kobe 23 sayı attı ve 3 asist yaptı. Takımının son 17 sayısının 15’ini attı diğerinin de asistini yaptı ve son 15 sayısında şut kaçırmadı. Lakers son 2 dakikaya 10 sayı geride girerken maçı kazandı. Tam bir Kobe Bryant maçıydı…

BONUS 2: Yıllar içinde o maçla ilgili yanlış bilgiler yayıldı. Maçta Kobe’ye gayet sert savunma yapılmıştı ve Kobe 60. Sayıyı atarken Hayward’ın atışın kaçma ihtimaline karşın bilerek boyalı alana bastığı söylentisi vardı. Gordon Hayward o maçla ve o serbest atışla ilgili tweet’inde şöyle diyordu;

“Herkes benim son serbest atışta bilerek ihlal yaptığımı söylüyor. Açıkçası bu doğru değil. O gece bize karşı 60 sayı attı ve ben bir an bile ona karşı gevşemedim. Eğer ona karşı gevşek kalsaydım bana saygı duymazdı! Zaten Kobe’yi özel yapan şey de buydu.”

KOBE’NİN GOAT OLMA YOLUNDA KENDİ HATALARI

2004 NBA Finali: Normal sezonda takım içerisinde büyük sıkıntılar vardı. Malone, Shaq ve Kobe’nin kaçırdığı yüksek maç sayısı, Kobe’nin davasından dolayı bazı antrenman ve maçlara katılamaması, Payton’ın üçgen hücumu oynayamaması ama hala kendini yıldız zannetmesi gibi sıkıntılar Lakers’ın üzerindeydi. Kobe de yaşadığı fiziksel ve zihinsel sıkıntılardan dolayı en üst düzey form grafiğinde olmasa bile kötü bir sezon geçirmedi. Ligin en iyi 5’ine ve en iyi savunma 5’ine seçildi.

Lakers 2004 playoff’larında iş ciddiye bindiğinde yine kendine gelip Portland, Spurs ve Minnesota’yı mağlup etmeyi başardı ve Kobe gayet iyi oynadı. Finale geldiklerinde ise son yılların en iyi savunma takımı olan Pistons ile karşılaştılar. Saha avantajı Lakers’ta olmasına rağmen Lakers sadece 1 maç kazanabildi.

Final serisinde Kobe Bryant oynaması gerekenin çok altında bir oyun sergiledi. 22.6 sayı, 2.8 ribaund, 4.4 asist, 1.8 top çalma ve %40 eFG ile oynamıştı. Pistons’ın ona uyguladığı sert savunmaya karşılık verememişti.

İlk 2 maç sonunda seri 1-1 eşitken 3. Maçta Malone sakatlanmıştı ve maçı yarıda bırakmıştı. 4. maça sakat sakat çıktı ama o maçta yine sakatlandı ve serinin devamında oynamadı. Sezon başı Horry’nin Lakers’tan ayrılması, Horace Grant’in sezonu kapatması ile zaten daralan pota altında Malone da olmayınca Lakers iyice sıkıştı ve 3 maç üst üste kaybetti. Malone üst düzey bir katkı vermiyordu ama Phil Jackson onun üçgen hücumu anladığını ve iyi uyguladığını söylüyordu.

Lakers, Detroit’e yine yenilebilirdi, Jordan da Pistons’a boyun eğmişti fakat hiçbir seride böyle kötü oynamamıştı. Kobe Bryant da zaten kariyerinde en büyük pişmanlığının bu seri olduğunu, çok daha iyi oynaması gerektiğini her zaman dile getirmiştir.

2011 Dallas Serisi: 2011 yılını anlattığım kısımda bu seriden bahsetmiştim. O sezon yaşadığı sakatlıklar ve Gasol’ün çok ani düşüşü bir kenara dursun, 3 yıl üst üste final ardından nerdeyse her takımda olan uyuşukluk ve artı olarak takımın benchinin çok zayıflması bu seriyi gerçekten kabul edilebilir kılıyor. Kobe bu seride 22.5 sayı, 3.7 ribaund, 3.8 asist, 1.5 top çalma %47 eFG ile oynadı ve maç alamadılar. Seriyi kazanma ihtimalleri yoktu ama daha iyi oynamalıydı.

NOT: Bu seride Nowitzki, Terry ve Stojakovic üçlüsü maç başına toplam 12.7 üçlük denediler ve inanılmazı başararak %63 isabet sağladılar. Serinin son maçında Terry 9/10, Peja 6/6 üçlük isabetiyle oynadı ve Lakers maçı 36 sayı farkla kaybetti.

Sakatlık Direnci: Sakatlık konusuna Kobe’nin kendine bağlı olmayan olaylar kısmında da değineceğim çünkü kendisi bazı sakatlıklarında hatalıyken bazılarında da şanssız konumda. Bulunduğu seviyedeki oyunculara bakarsak tarihte en sık sakatlanan oyuncu muhtemelen Kobe’dir.

Liderlik konusunda Jordan’a benzediğini fakat ufak farklar olduğunu belirtmiştim. Bu konuda da benziyorlar fakat Jordan risk alacağı maçları daha akıllıca seçerken Kobe neredeyse hafif tempo koşabildiği tüm maçlara çıkıyordu.

Sakatlık sürecini iyi idare edemediği zamanlar oldu. Aşilden döndükten sonra yaşadığı 2 ağır sakatlıkta da maçı terk etmemesi onun kariyerini iyice kısaltmış olabilir mesela. Ya da bütün takım arkadaşlarının anlattığı üzere kariyerinde genç-yaşlı olduğu zamanlar fark etmeksizin her dönemde normal sezon-playoff ya da önemli-önemsiz maç ayırt etmeden maçlara çıkmaya çalışması hem kariyerini kısalttı hem de o dönemdeki verimini düşürdü kuvvetle muhtemel. Bu konuda Horace Grant’e kulak verelim;

“Kobe’nin sakatlıkla oynayabilmesi daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu. O şampiyon olduğumuz takımlarda bile o kadar çok sakatlıkla oynuyordu ki… Kimse farkında bile değildi. İnsanlar ne olduğunu bilmiyordu çünkü o ağzını açmıyordu.”

NOT: Grant, Kobe ile oynamadan önce Jordan, Pippen, Shaq, Hardaway, Wilkins, Payton gibi oyuncularla oynamıştı. 2001 yılında Lakers ile yüzük aldıktan sonra ise T-Mac, Hill, Kemp gibi oyuncularla oynadı ve 2003-2004 sezonunda Lakers’a dönüp o sezon sonunda basketbolu bıraktı.

2015-2016 sezonu: Aslında başlığa uygun olmayan bir konu çünkü bu sezonunun GOAT iddiasıyla ilgisi yok ama böyle olmaması gereken bir sezondu. Kobe’nin 20 yıllık kariyerindeki normal sezonlarda usage sıralamasına bakarsak bu sezon 7. Sırada. Lakers’ın yapılanma halinde olduğu bir zamanda, kendisi de neredeyse yürüyemeyecek hale gelmişken oyunu bu kadar zorlamaması gerekirdi. Bazı deplasmanlara son kez çıkıyor olması ve orada kendisine inanılmaz bir ilgi olması hatta GSW seyircisinin Kobe oyundan çıkmışken ve girmeyecekken tezahüratla onu oyuna döndürmesi gibi olayların etkisiyle topu domine ettiği anlar oldu fakat yine de bunu biraz abartmıştı.

KOBE’NİN GOAT OLMA YOLUNDA KENDİNE BAĞLI OLMAYAN ETKENLER

Chris Paul Takas Vetosu: Nedense zamanla bu konu karmaşık hale getirilse de olay aslında çok karmaşık değil. 2011 yılının sonunda son anda iptal edilen bu takasla ilgili aynı tarihte çıkan ESPN haberine bakmak bile yeterli olacaktır.

NBA’de 1999’dan sonra ilk kez 2011’de lokavt olmuştu. Sezonun başlarında maçlar oynanmıyordu ve lokavt bittiğinde 2011’in son ayına girmek üzereydik. 2010 yılının sonunda Hornets takımının sahipleri mali sıkıntılar nedeniyle anlaşamamıştı ve takımı satamamışlardı. İstenen alıcı olmayınca takımı NBA yönetimi satın aldı ve yeni bir alıcı çıkana kadar Hornets’i yönettiler.

Halen Hornets yöneticisi oldukları bu takas sürecinde ise Chris Paul’e sözleşmesi bittikten sonra ne yapacağı soruldu. Paul de asla sözleşme yenilemeyeceğini iletince takas kararı alındı.

Hornets, Lakers ve Rockets arasında bir 3’lü takas için ön anlaşma sağlanmıştı. Takasa göre Chris Paul Lakers’a, Pau Gasol Rockets’a, Lamar Odom & Luis Scola & Goran Dragic ve Kevin Martin Hornets’e katılacaktı.

Hornets’in Paul karşılığı alacağı Kevin Martin 2010-2011’de %50 eFG ile 23.5 sayı ortalaması yakalamış kalburüstü bir skorerdi. Ayrıca 1 yıl sonra yani 2012 yılının sonunda Martin’in James Harden takasında Thunder’ın aldığı merkez parça olduğunu unutmamak lazım. Lamar Odom 2010-2011 yılının en iyi 6. Adamı seçilmişti. Luis Scola NBA kariyerindeki en yüksek sayı ortlamasını %50 isabet 18.3 sayıyla 2010-2011’de yakalamıştı ve Goran Dragic de o zaman gelecek vadeden bir oyun kurucuydu.

Bu takasın olacağından tüm kamuoyu gibi takasa dahil oyuncular ve takımlar da emindi fakat CAVS sahibi Dan Gilbert ve Dallas sahibi Mark Cuban başta olmak üzere takım sahipleri buna karşı çıktı. Bu isimler Hornets’in sahibinin 29 takım olduğunu ve bu takımların oylamaya gitmesi gerektiğini söyledi. NBA başkanı David Stern bu sırada takasın olmadığını duyurdu. NBA sözcüsü Mike Bass takasın iptalinde başka takım sahiplerinin etkisi olmadığını savunsa da gelen tepkiler tam tersini söylüyordu.

Takas iptal olunca Chris Paul anında “WOW” diye bir şaşırma tweeti attı. Lamar Odom da bir tweet attı ve “Bir takım sizi takas ediyor fakat sonradan iptal ediliyor. E şimdi ne olacak?” dedi. Odom takasın olduğuna kesin gözüyle baktığı için şoka uğradı ve “Beni takaslamak isteyen takımla idmana mı çıkacağım şimdi?” diye ilk idmana katılmadı. Pau Gasol’ü takıma kattığı için mutlu olan ve Yao Ming’in eksiğini kapattığını düşünen Rockets da bu duruma çok şaşırdı. Lamar Odom “Pau’nun ne düşündüğünü hayal ediyorum. Buraya geldi 4 sezonda 3 finale kaldı 2 yüzük aldı. Bu sene Dallas’a süpürüldük ve şimdi de bu.. Vay canına! Nasıl hissetmesi gerektiğini hayal edin.” dedi.

Paul yaklaşık 20 gün sonra Clippers’a takas edildi. Takasta Hornets Paul karşılığında Eric Gordon, Chris Kaman, Al-Farouq Aminu ve 2012 ilk tur draft hakkını aldı. Eric Gordon son sezonunda 22.3 sayı  %50 eFG ile oynamıştı ve Kevin Martin’den önü daha açık gözüküyordu. Kaman 2010’da all-star olsa da 2011’de düşüşe geçmişti ve %47 ile 12.4 sayı ortlaması yapmıştı. Aminu ise her zaman vasat bir oyuncu olması beklenen iyi bir savunmacıydı ve çaylak yılı da parlak değildi. Tüm senaryolarda geçen en potansiyelli isim Eric Gordon olmasına ve Clippers’ın 1 draft hakkı vermesine rağmen Lakers hem potansiyel vadeden hem de anlık olarak iyi olan isimler vermişti. Sahip arayan Hornets’in Kevin Martin, Odom, Scola ve Dragic ile kısa vadede daha rekabetçi olması onların değerini artırıp pazarını büyütmesini sağlayabilirdi, Clippers’ın teklifinin yan parçaları nispeten zayıftı. Paul’ü ekleyecek takımın rekabetçi olması nedeniyle de draft hakkı çok büyük şeyler vaat etmiyordu. Lakers senaryosundaki paketin en zayıf parçası olan Dragic’in ilerleyen yıllarda all-star olduğunu da belirtmek isitiyorum.

Sonuçta bana göre denk ya da Lakers’ın daha iyi paket teklif ettiği bir ortamda Lakers’ın görüşmesi de daha önceyken bu takasın olmaması normal gözükmüyor. David Stern’ün daha sonra “Lakers hemen Odom’ı takas etti. Acele etmeseler belki daha sonra anlaşabilirdik.” Cümlesini de hatırlatmak isterim. Odom Lakers’ta kalmayı reddetmiş olacak ki Lakers ilk 20 korumalı 2 draft hakkı karşılığında onu Dallas’a takas etti ve ciddi güç kaybı yaşadı.

2011 playoffunda hezimet yaşayan Lakers gelecek sezonun başında da takas vetosu olayını yaşayınca Gasol iyice dağıldı, Odom takımdan neredeyse hiç uğruna ayrıldı ve Lakers yukarda da anlattığım gibi 2012 sezonunu da şampiyonluğa uzak geçirdi.

Tüm bunlar yaşanırken Kobe Bryant hiç bir tepki vermedi. Chris Paul ile çok iyi arkadaş olmasına ve özellikle all-star maçlarında çok uyumlu olmalarına rağmen takasın olmamasına ses çıkarmadı. Bunu yapsaydı yol arkadaşları Gasol ve Odom’a ayıp olurdu. Sonraki dönemlerde Gasol iyice düşmesine ve taraftardan zaman zaman tepki almasına rağmen Kobe Bryant her zaman Gasol’ün arkasında oldu ve her fırsatta onun formasını emekli etmeliyiz benzeri açıklamlar yaptı. Hatta Gasol yıllar sonra takımdan ayrıldığı zaman Kobe’nin ona hala “Burada kal, tekrar başarabiliriz.” dediğini bile söylüyor.

Bu süreç Kobe’ye tahmin edilenden çok daha fazla darbe vurdu. Paul gelmediği için beraber geçirecekleri muhtemel 4-5 yıldan yararlanamadı. Bu onu Jordan’a daha da yaklaştırıp geçmesini sağlayabilirdi. Ayrıca takas hiç gündeme gelmese bile Lakers gelecek sezonları daha iyi geçebilirdi. Paul takası olsaydı şampiyonluk kazanmasa bile belki de aşil sakatlığını yaşamayacaktı. Tarihte en çok sayı atan oyuncu sıralamasında tepeye çıkabilirdi, daha fazla playoff oynayabilirdi. Bunlar çok gerçekçi ihtimallerdi.

Son olarak Kobe’nin vefatından sonra Paul’ün yaptığı açıklamaya bakalım;

“Ben ve Kobe telefonda bunu konuşmuştuk. Kobe ile beraber çok özel olabilirdik. Bunu zaman zaman kafama takıyorum ama artık geride kaldı. Bununla meşgul olamam.”

Sakatlıklar: Kobe Bryant daha önce de belirttiğim gibi muhtemelen en tepedeki oyuncular arasında en çok sakatlanan süperstar. Bunda vücudunu hoyrat kullanması, sakatlığının üstüne gitmesi gibi etkenler de pay sahibi ancak bu kadar disiplinli, bu kadar çalışkan bir oyuncunun bu kadar çok sakatlanması gerçekten normallik sınırını aşıyordu. Horace Grant’in ifade ettiği gibi bilmediğimiz çok fazla sakatlığı olduğu düşünülüyor. Saklama sebebini yazının son kısmı olan Mamba Mentality kısmında anlatacağım.

1999-2000 sezon başında ayak burkulması, 2000 finallerinde ayak burkulması, 2001’de kalça ve dirsek sakatlığı, 2004’te omuz sakatlığı, 2005’te ayak burkulması, 2008 playofflarında sırt ağrıları, 3 final döneminde işaret parmağı kırığı, 2010’da ayak burkulması ve diz sakatlığı, 2011 sezon sonunda ayak burkulması, 2012’de ayak bileğinde yırtık, 2013’te aşil tendonu kopması, aşil dönüşü diz kapağı kırığı ve onun dönüşünde omuz yırtığı. Bunlar genel itibariyle maç kaçırmasına neden olan ve bilinen sakatlıklar. Bilinmeyen birçok sakatlığı olduğu da söyleniyor.

20 Yıllık Batı Serüveni: Tarihte en çok 50+ galibiyetli takım eleyen oyuncu olduğunu belirtmiştim. Kobe bu takımlarla kariyeri boyunca aynı konferansta normal sezonda yer kapma yarışına ve playoffta da tur geçme rekabetine girdi. 2000’lerin en istikrarlı takımı Spurs ile tam 6 kez karşılaştı. Doğudan gelenler bu zorlu rakiplerle sadece finalde karşılaşmasına rağmen Lakers ve Spurs hep birbiri ile rekabetin ödülü olarak ancak finale çıkabildiler. Spurs daha istikrarlı ve rotasyonu geniş takımken Lakers bu konuda da daha gerideydi.

Normal sezon rekabetleri, Playoff eşleşmeleri Kobe’nin fiziksel yapısına 15 yıllık bir süreçte ciddi yaralar açtı. Doğuda daha hazır konumlarla daha yumuşak rakiplerle final yoluna düşmek çok daha sağlıklı kalmasını sağlayabilirdi.

MAMBA MENTALITY

Son olarak Kobe’nin mentalitesi nedir bunu anlatmak istiyorum.

Kobe’ye göre bir oyuncunun belli bir yere geldikten sonra daha da üste çıkabilmesi için zihinsel kuvveti en önemli şeydir. Teknik konuları ne kadar maksizimize etsen de insan vücudunun sınırları var. Bu raddeden sonra ise daha yukarı çıkmak için zihinsel aşımlara ihtiyaç var. Ben şahsen bunu acı biber yemeye benzetiyorum. Bir yerden sonra ne kadar acı biber yerseniz yiyin daha fazla acıya ulaşamazsınız ama sıcak bir şeyler içtiğiniz an acınız katlanır. İşte Kobe bence tam da bunu anlatmak istiyordu. Rakibin ve senin 6 saat şut çalışarak çıkabileceğiniz seviye belli ancak sen ona karşı sahada mental olarak üstün olursan onun çalışmasını boşa bile çıkarabilirsin. Kobe’nin saha içindeki rakiplerinin onu bu kadar övmesi de bunu sonucudur. Kobe belki de belli bir noktadan sonra daha iyi teknik özelliğe kavuşamıyordu çünkü üst sınıra gelmişti ama rakiplerini aşağı indiriyordu..

“Beni bir ayı ile güreşirken görüseniz ayı için dua edin.” sözü Kobe’ye ait. İnsan buna inanmasa ve gerçekçi bulmasa bile bir an “Acaba mı?” diyor. İşte bu özgüvenli tavrı onu her zaman rakiplerinden üstün kılan şeydi.

Sakatlıklarını gizlemesi de bir mamba mentality ögesiydi bence. Kobe rakiplerine asla zayıflık göstermezdi. Belki de zayıflığının üstüne gidip onu yeneceklerdi ama o göstermediği için bu mümkün değildi. İnanılmaz bir özgüvenle kendini 1 hamlede öldürebilecek köpeklere saldıran kedileri görmüşsünüzdür. Aslında o an daha güçlü olan bir köpek sanki kedinin sakladığı bir gücü varmışçasına korkak kalabiliyor. İşte o an yaralı olan Kobe de kendini çok güçlü göstererek daha üstün gelebiliyordu.

Mamba mentality, tam anlamıyla anlatılabilecek bir şey de değil. Ben sahada ondan korkanları çok izledim. Eminim yazının burasına gelen herkes de izlemiştir. İşte o etki, o büyü Kobe’yi izleyenler arasında bir sır olarak kalmaya devam edecek.

VEDA

Kobe Bryant vefat ettikten sonra insanların yaptığı bazı şeyler beni çok rahatsız etti. Kobe demogojiyle, vefat etmiş olması sonucu bazı görmezden gelmelerle savunulacak bir oyuncu değil. Onu bütün teknik açılardan savunabilirsiniz. Başta da dediğim ve içerikte açıkladığım üzere sadece istatistik olarak savunmak için biraz beyin fırtınası yapmak ve oynadığı dönemi dikkate almak gerekiyor. Başka hiçbir şeye muhtaç değil.

Savunmak kelimesi antipatik olabilir. Bir oyuncuyu savunur hale gelmek gerçekten iyi bir şey değil fakat insanlar basketbol gibi kompleks bir spora bu kadar yüzeysel yaklaşırken bunu yapmak zorunda kalabiliyoruz. Kobe Bryant da son yıllarda bundan en çok payını alan isimlerden biri.

Bana ve bize kazandırdığın her güzel an için ve Magic Johnson’ın da dediği gibi bu oyunu hiçbir zaman aldatmadığın için teşekkürler. Dünyadan ayrılmış olsan bile nesiller boyu sürecek bir miras bıraktın. Rahat uyu.

Elimde çorap, sırtımda altın rengi 24 numara, bilmem kaçıncı deneyişim, 5,4,3,2,1…. Kobeeee Bryant…

Bunlar da ilginizi çekebilir: