Karantina Günlükleri

Fileli Pota

87-88 yılıydı. TRTde NBA maçlarının verildiği dönem…. Basketboldan anlamayan bir ilkokul öğrencisinin kocaman gözlerle “uuuuu” diye ekrandaki oyunu izlediğini düşünün iki saniye… Tek tük beyaz ama çoğunluğu siyah adamların harika oynadığı bir maç. Arada top Abdul Jabbar’a geliyor ve baba çengel atışıyla potayı selamlıyor. Hafızamın bir kenarında hep duracak o kesit var… “Don” Pat Riley’nin “etrafta gözünüz alabildiğine görebildiğiniz tüm toprakların sahibi” duruşuyla jilet gibi takım elbisesi ve anormal briyantinli saçlarıyla ayakta eski Yunan Tanrıları modunda burnundan kıl aldırmaz duruşu… Magic-Worthy-Scott-Jabbar-Green beşlisini bana ezberletmiş efsane Lakers’ın maçlarını mümkün mertebe izlemeye gayret eden ufak tefek bir çocuk var tüplü televizyona kocaman Japon gözlerle bakan… Evde potanın filesini andıran küçük çamaşır sepetini alıp oturma odasında divanın üzerine koyan ve sonrasında “Mecikkkk” diye bağırıp atış yapan o güzel çocuğu hatırlıyorum her NBA maçı izlemeye başladığımda… O dönemde zerre anlamadığı bu sporu öğrenmek için potalara koşturan, basketbolu topu alıp çembere atmaktan ibaret sanan o çocuğu hep özlüyorum…

Basketbolla tanışan pek çok çocuğun muhtemelen benzer hikayeleri var. Etkileyici karakterlerin büyüsüne kapılmış bu çocukların çoğu futbolun ağına düşecek (bu ülkede geçer akçe futboldur ve konu tartışmaya kapalıdır) , kalanlardan önemli bir kısmı oynamak için gereken vakit, sabır ya da disipline sahip olmadığı için seyirci düzeyinde kalacak ve ancak şanslı bir azınlık ise gerçekten bu oyunu oynayacak, hatta belki de bunun üzerinden para kazanacak. O yüzden basketbol oynayan bir çocuğu görünce ona bir şeyler öğretmek ama bunu onun müthiş (ve kristal hassasiyetindeki) egosunu kırmadan yapmanın yollarını düşünmeye başlıyorum. Adam potaya atış yapma cesaretini kendinde bulmuş ve oraya zevk almak ya da öğrenmek için gelmişse öğrenmeyi hak ediyor olmalı…

Bütün buraya kadarki kısımlar yani şevk, arzu, disiplin gibi şeylerin her biri bir hesaptaki yan yana dizilen sıfırlar gibidir. Ancak bütün bunları değerli kılan şey bu sıfırların hepsinin soluna atılan sıfırdan farklı bir sayı. Bu da sağlıktır… O sıfırdan farklı rakam solda olmadığında sağdaki sıfırlar hep anlamsız…

Kıymeti ancak kaybedildiğinde belli olan/öğrenilen şeylerden birisi sağlık. İnsanın haberlerde gördüğünde ya da videolarda izlediğinde ancak öğrenebildiği, kendi başına geldiğinde her türlü kişisel huysuzluğuyla mücadele edip etrafı için kolayı bile zorlaştırdığı ama “kendisinden çok sevdiklerinin” başına geldiğinde kişiyi üzerine kaynar sular dökülmüş bir adam çaresizliğine büründüren şeydir sağlık kaybı. Beraber oyun oynadığınız, üzerinden bulduğunuz basketle keyfinizin katlandığı, çaktırmadan yaptığınız fauller yüzünden onun sayıyı kaçırmasının ardından uzun uzun tartıştığınız arkadaşınıza son görevinizi yaparken ayaklarınızın, çenenizin titremesine neden olan şeydir bu kayıp. Beraber basket attığınız arkadaşınızın anne ve babasıyla göz göze gelememenizin sebebidir bu…

Bazı kayıplar için bir şey yapamazsınız çünkü belirti vermeden gelir, ya da genetiktir. Bazıları için ise yapılabilecek bir şeyler hala var. Gelecekteki güzellikleri yaşayabilmek için ve kendiniz için bir şey yapın. Sevdiklerinizi “sizsiz” bırakmamak için bir şey yapın. Daha doğrusu YAPMAYIN.

Mutlaka bir yerlerdeki birileri tarafından seviliyorsunuz…

Dışarı çıkmayın. Evde kalın.

Utku Köker

  Küçükken basketbol oynamak zahmetliydi çevremdeki çoğu herkes için. Etrafta pota yoktu, basketbolu oynamayı bilen yoktu, basketbol topu yoktu. Büyüdüğüm mahallede futbol ile büyüdüm ben. Bir top yeterdi futbol oynayabilmek için. Beden Eğitimi dersinde basketbol oynayan bir arkadaş vardı ve tek başına oynardı. Diğer herkes futbol oynardı onun yanında. Bazen de sahayı işgal ediyor diye kızarlardı, kızardık. Ben basketbolu oynamaya, sevmeye lisede başladım. Çok samimi şekilde söylüyorum: O teneffüs zili çaldıktan sonra sahayı kapmak için koşmamızı ve 10 dakika boyunca hemen takımları kurup oynadığımız oyunların keyfini hiçbir zaman başka yerde bulamadım muhtemelen de bulamayacağım. Arada file takılırdı okuldaki potaya. Fileli pota ile oynadıktan sonra o sese o kadar alışırsınız ki filesiz potada basketbol oynamanın nasıl bir şey olduğunu unutursunuz. İki hafta sonra file kopardı ve o sesi duyamamak insanı hafif üzerdi.

 Basketbolu hem sevmeye hem izlemeye lisede başladım ben. Çoğu basketbol severe göre biraz geç kaldığım söylenebilir. Celtics taraftarıyım ve daha bir şampiyonluk göremedim. Gidebildiğimiz en ileri seviye Konferans Finali 7.maç oldu ve sağ olsun LeBron da yine hevesimizi kursağımızda bırakmıştı. Üniversitedeki ilk senelerimde basketbol maçlarını kaçırmazdım ama şimdi belirli maçları izleyebiliyorum yoğunluğumdan dolayı. Sezonun ilk maçını ve Playoffların ilk maçını inanılmaz hevesle bekler ve izlerim. Ritüel olarak her sene bu maçları gecenin 3’ünde normalde asla yapmayacağım şekilde büyük boy bir pizza karşılarım. Hatta hiç unutmam Celtics’in Kyrie ve Hayward’ı kadroya kattığı senenin ilk maçını da ayrı bir hevesle izlemeye başlamıştım çünkü yıllar sonra ‘Bu sene O sene’ diyebileceğimiz bir seneydi bizim için. Pizzamı almış, gecenin bir yarısı hevesle maç başlamışken bir anda kanım donmuştu. Hayatımda hiç unutmadığım anlardan birisidir Hayward’ın ayağının kırık şekilde 90 derece durduğu o an. Pizza ağzımda, donakalmış ekrana bakıyordum. Sonrasında ne pizzayı bitirebilmiş ne de maçı izleyebilmiştim zaten. Neyse çok uzatmaya gerek yok, Fileli pota olarak bu karantina günlerinde içimizden geçenleri, basketbolla ilgili anılarımızı yazmak istedik ki bizim için de ileriki günlerde bu günler için bir hatıramız olsun. NBA’in tekrar başlayacağı gün benim için yine özel bir gün olacak. O gün de sezon başlangıcı sayılabilir bence, ben de pizzamı alacağım ve yeniden bu heyecana kaldığı yerden devam edeceğim. Bu günlerin en kısa sürede kalması dileğiyle. Sağlıcakla kalın, evde kalın.

Serkan Sargın

Tüm dünyanın evlerine girdiği bu dönemde internet ekipler amirinin tavsiyesi ile edindiğim bir kitaba başlama fırsatı buldum.

Kitabın ismi “Geleceği Gören Makineler”. Kitabın ilk sayfalarında şöyle bir cümle var: ”Başkalarının dönüştürücü bir inovasyon gördüğü yerde  biz basit bir fiyat düşüşü görüyoruz.” Bu cümle doğrultusunda kitap, okuyuculara yapay zeka teknolojisine ekonomistlerin gözünden bakma fırsatı tanıyor. Kitabın ilerleyen kısımlarında, elimizde birçok veri varken yapay zekanın öngörmek konusundaki hünerlerinden bahsediyor. Az önceki alıntıda da olduğu gibi öngörü teknolojisindeki bu ilerleme aynı zamanda öngörme konusunda bir fiyat düşüşüne sebep oluyor. Bu düşüş de ekonomi de “tamamlayıcı mallar” olarak nitelendirildiğini öğrendiğim bazı şeylerin değerlerinde artışa sebep oluyor. Bunlardan biri de karar vermek. Kitapta şöyle bir cümle mevcut: ”Bir makine neyin olma ihtimali olduğunu öngörse de insanlar hala hedefi nasıl algıladıklarına bağlı olarak hangi eylemde bulunacaklarına karar verecektir.”

Bu cümle bana NBA’deki istatistik devrimini düşündürdü. Oyun sayısal olarak ifade edilebiliyordu böylece çeşitli algoritmalar yardımıyla bazı kararlar alınmadan önce öngörüde bulunmak mümkündü. İnan Özdemir’in dediği gibi: ”Basketbol en nihayetinde matematiksel bir yapıydı ve 3, 2’den büyüktü. Rockets, son yedi sezonun altısında ligin en çok üçlük deneyen takımıydı.”. 3 sayılık atışların, 2 sayılık atışlardan daha verimli olduğunun görülmesi bunun üzerine bir oyun planı yaratma konusunda karar vericileri yönlendirmişti. Aynı şekilde PJ Tucker’ın 1.96 boyu ile pota altında konumlandığı bir oyun planı da uzun oyunculara dair istatistiklerin yol açtığı öngörü sonucu alınmış bir karardı. Bu kararın etkileri, oynadıkları oyuna iyi yönde mi yoksa kötü yönde mi etki ettiği gelecekte daha net görebileceğimiz bir durum. Ve geleceğe bu netliği kazandırmak için şimdi yapmamız gereken bir şey var, o da evlerimizde kalmak. Sağlıkla kalın…

Osman Mert Tosun

İnsanoğlu tarihin her döneminde büyük zorluklarla mücadele etmiştir ve bu mücadele yaşam olduğu sürece de devam edecektir. Bahsettiğimiz bu süreçlerden de birlik içinde ve gerekli önlemleri alarak sonuca ulaşabildik ve günümüze geldik. Söz konusu bugün, dünya yine salgın bir hastalık ile karşı karşıya ve üstümüze düşeni yaparak gerekli önlemleri alıp evlerimizde kendimizi izole ediyoruz. Şahsi olarak eve kapanmaktan şikayet etmesem de spor olaylarının şimdilik ertelenmesi beni çok zorlamakta. Özellikle aşığı olduğumuz NBA’in ertelenmiş olması.

Bu zor dönemde, geçen günlerde kaybettiğimiz ve benim de bu hayattaki yaşam felsefesi olarak tek idolüm olan Kobe Bryant’ın mücadeleye olan azmi ve hırsı yine başarıya ulaşmamız konusunda beni motive etmekte.  Basketbol ile ilgili olarak ise ilk izlediğim maçı hatırladım. Sene 2007’ydi. Bir Miami Heat-New Jersey Nets maçıydı. Shaquille O’Neal sakattı hiç unutmam. Kaan Kural’ı da ilk defa dinlemiştim ve maçı izlerkenki oyuna tutkusu, bu oyuna ilgi duymama sebep olmuştu. Jason Kidd çok iyi bir maç çıkarmasına rağmen Heat maçı kazanmayı başarmıştı. Tabi sonrasında Kidd’de Mavs’ın yolunu tutmuştu. Acaba akşam sularında bu maça denk gelmeseydim, basketbol hayatıma bu kadar sirayet etmeseydi nasıl bir yaşantım olurdu diye düşünmeden edemedim. Çünkü bu spor bana birçok konuda motivasyon sağladı, İngilizce öğrenme hevesi ve fırsatı sundu, birçok arkadaş ve dost edinmeme sebep oldu, tutkulusu olduğum bir şey için uykusuz kalmanın tadını verdi.

Bütün insanlardan umudum, tutkun olduğumuz bu hayatın en güzel parçalarını kaybetmemek için süreç boyunca doğru olanı yapmaya yönelmek ve umarım herkes üzerine düşeni yapmaktan geri durmaz. Benim gibi sizde ilk olarak okula dair önceliklerinizi ihmal etmeyin ve bol bol kitap okuyun. Okuyan herkese düşüncelerimi benimle paylaştıkları için de teşekkür ederim.

Ömer Akın

Herkese merhaba ;

Bildiğiniz üzere Covid-19 salgını nedeniyle bütün dünya evlere girdi. Herkes evinde bu salgının en az hasarla geçmesini ve bitmesini istiyor. Salgın sebebiyle tüm spor müsabakaları ve dolayısıyla NBA ertelendi. Son çıkan haberlerde, ligin haziran ya da temmuz aylarında Las Vegas’da oynatılması bekleniliyor. Tabi ki salgının durumu o dönemde ne olacak bilinmediği için herkes belirsizlik içinde bekliyor.

Karantina günlerinde neler yaptığımdan bahsedecek olursak evde kitap okuduğumu, dizi, film ve eski maçları seyrettiğimi söyleyebilirim. Bildiğiniz üzere NBA League Pass 30 gün boyunca ücretsiz oldu. Vaktimin çoğunu orada eski NBA maçlarını izleyerek geçiriyorum. Bu şekilde hem vakit geçiriyor hem de Basketbola olan özlemimi gideriyorum.

Basketbolu 2007 yılından beri takip eden biri olarak ilk izlediğim NBA maçı Boston Celtics – Los Angeles Lakers NBA Final serisi 6. Maç. O zamanlar yanlış hatırlamıyorsam maçlar NTV’den canlı veriliyordu. Gece evdeki herkes yattıktan sonra televizyon başına geçip ilk canlı NBA maçımı seyretmiştim. Amerika’yla olan saat farkından dolayı maçlar gece geç saatlerde olduğu için uykusuz kalma konusunda ilk deneyimimi yaşıyordum. 12 yaşındaki bir çocuk için gece 3-4 gibi kalkıp maç izlemek biraz çılgınca ve delice geliyordu. Çevremde ki çoğu arkadaşımım basketbola ilgilisi ve alakası çok yoktu. Liseye geçtikten sonra okul takımına girdim sonrasında orada ki takım arkadaşlarım sayesinde maçları daha sık takip etme ve konuşma imkanı buldum. Tabi bu sıralar okuldaki dersler ve devamsızlık konusunda biraz sıkıntılar yaşadım. Ama yeni bir arkadaş edinmiş gibiydim.

Her maçı kalkıp izlemiyordum, özellikle Boston Celtics maçlarını izlemeye gayet gösteriyordum. Çünkü 2008 yılında ki şampiyonluk Celtics tarihinde ayrı bir yeri var.  22 sene sonra gelen bir şampiyonluğa tanıklık etmem beni Celtics taraftarlığına itti. Kısaca NBA ve basketbolla tanışmam böyle oldu.

Umarım bugünler geri kalır ve tutkumuz olan basketbola kavuşuruz. Son bir uyarı lütfen evde kalalım ve bol bol ellerimizi yıkalım. Basketbolla kalın.

Atay Sökmen

Bunlar da ilginizi çekebilir: